1-) 09.10.1956 Tarihinden Önceki Zaman Dilimi 221 sayılı kanun 1. maddesi gereğince belirtilen tarihten önce kamulaştırma yapılmadan el konulan tüm taşınmazlar kamulaştırılmış sayıldığı için 09.10.1956 tarihinden önce taşınmaza kamulaştırmasız el atılmış olması söz konusu olamaz. Bu dönemin uygulaması kalmamıştır. 2-) 09.10.1956 – 04.11.1983 Tarihleri Arasındaki Zaman Dilimi Bu tarih diliminde kamulaştırma yapılmaksızın el konulan taşınmaz mallar hakkında Kamulaştırma Kanunu Geçici 6. madde hükümleri uygulanmaktadır. 3-) 04.11.1983 Tarihi Sonrası Zaman Dilimi 04.11.1983 tarihi sonrası durumu kamulaştırmasız eylemli el atma ve kamulaştırmasız hukuki el atma olarak ayrı ayrı değerlendirme gerekir. a-) Kamulaştırmasız Eylemli El atma Davası Kamulaştırma Kanunundaki prosedür uygulanmaksızın, idarenin, taşınmazı haksız bir şekilde işgal edip, eylemli bir şekilde kullanmasıdır. Kamulaştırmasız el atma davasının dayanağı 16.05.1956 gün 1-6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararıdır. Bu karara göre, mülkiyet hakkı sahibi, eylemli biçimde işgalci idare aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi taşınmazın devri karşılığında tazminatın tahsili davası açabilir. Kamulaştırmasız El atma Davasında Davacı Sıfatı Eylemli biçimde taşınmazına elatılan tapu maliki davacı sıfatına sahiptir. Tapusuz taşınmazlarda ise, bu dava hakkı zilyede aittir. Kamulaştırmasız El atma Davasında Davalı Sıfatı Davanın açılma tarihinde, taşınmazı haksız biçimde eylemli biçimde kullanan kamu tüzel kişisi aleyhine açılmalıdır. Kamulaştırmasız El atma Davasında Yetkili Mahkeme El atmanın Önlenmesi Davalarında Yetkili Mahkeme Taşınmaz malın bulunduğu yerdeki mahkemede açılmalıdır Buradaki yetki, kesin olup mahkemece re’sen gözetilir. Bedel/Tazminat Davasında Yetkili Mahkeme Bu dava türünde kesin yetki sözkonusu değilse de, taşınmazın bulunduğu yerdeki (haksız eylemin gerçekleştiği/halen devam ettiği yer) mahkemede dava açılması usul ekonomisi bakımından faydalıdır. Kamulaştırmasız El atma Davasında Görevli Mahkeme El atmanın önlenmesi davası, taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde görülür. Bedel/Tazminat davası da, taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde görülür. b-) Kamulaştırmasız Hukuki El atma Davası Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.12.2010 gün ve 2010/5-662 E. 2010/651 K. sayılı kararı ile kamulaştırmaz el atma olarak imar planlarında umumi hizmetle ayrılan (park-okul yeri, yol, yeşil alan, spor tesisi vs.) yerlerde kalan taşınmaz maliki taşınmazının beş (5) yıl içinde kamulaştırılmaması halinde ilgili idare aleyhine dava açarak, mülkiyet hakkını ilgili idareye devrederek, bedelini talep ve dava edebilir. Bu şekildeki el atmaya hukuki el atma olarak nitelendirilmektedir.
Sigorta İşlemlerindeki Sorunların Çözümleri
Malvarlığı değerlerinin korunması başlı başına bir sorun oluşturmaktadır. Hem yurtiçinde (Türkiye’de) hem de yurtdışında (Örneğin Almanya’da) bulunan malvarlığı değerlerinin korunması önem arz etmektedir. Taşınır ve taşınmazların olası rizikolara karşı teminat altına alınması ancak sigortalanmasıyla mümkün olmaktadır. Sigorta yapılması yani malların olası tehlikeler (deprem, sel, heyelan, trafik kazası, terör eylemi, savaş hali vb.) karşısında korunması için genel tedbirlerin alınması çok önemlidir. Bu nedenle, sizin adınıza sigorta poliçesi düzenlenirken haklarınızı en iyi biçimde koruyacak şekilde alanında uzman ve deneyimli ekiplerimizle sizlerin hizmetinizdeyiz. Sigorta poliçeleri düzenlenirken çok dikkatli olunması gereklidir. Teminat miktarları, rizikoların (olası tehlikelerin) çeşitleri, riziko adresi, rizikonun kapsamı, sigorta muafiyetinin olup olmayacağı, rizikonun gerçekleşmesi halinde tazmin edilecek zararın hangi kıstas esas alınarak ödeneceği, tazminat miktarının hangi tarihe göre hesaplanacağı, poliçede belirtilen teminat miktarlarının Türk Lirası mı yoksa yabancı para üzerinden mi belirleneceği gibi birçok girift konu önümüzde duracaktır. Sigorta poliçesi düzenlendikten sonra, rizikonun gerçekleşmesi halinde sigorta bedelinin yani tazminatın sigorta şirketinden tahsili için gerekli başvuruların yapılması gündeme gelmektedir. Eğer sigorta şirketi tazminatı ödemez veya eksik öderse, duruma göre sigorta tahkim komisyonuna başvuru veya genel mahkemede dava açma süreci başlatma gündeme gelecektir. Dava süreçlerinin sona ermesine müteakip tazminat hükmünün tahsili aşaması olan icra takibine girişilecektir. Yukarıdaki iş, işlem ve sorunlarınızın en kolay biçimde çözümü için hukuk ofisimizle irtibata geçmenizi ve en iyi biçimde hukuki olarak korunmak için danışmanlık hizmeti almanızı tavsiye ediyoruz.
Aile Hukuku, Boşanma, Velayet, Nafaka, Mal Rejimleri, Tanıma, Tenfiz ve İhtiyati Tedbir İşlemlerindeki Sorunların Çözümleri
Aile Hukukunun başlangıcı nişanlanmayla başlamaktadır. Buradan itibaren taraflar arasında sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Nişanın bozulmasıyla tarafların birbirlerine veya yakınlarının verdikleri hediyelerinin iadesi sorunları ortaya çıkmaktadır. Evlilik ile devam eden süreçte, tarafların evlilik sırasında birbirlerinin özellikleri konusunda eksik veya yanıltıcı bilgiler verdikleri de görülmektedir. Bu nedenle de, evliliğin iptali gündeme gelebilmektedir. Evliliğin iptali davası veya boşanma davası aşamalarında diğer eşin ölümü halinde gündeme mirasçılık olgusu gelmektedir. Taraflar yanında, tarafların da yakınlarının bu davalar sırasında mirasçılık konusu önem arzetmektedir. Evlilik ile birlikte mal ayrılığı veya mal birlikteliği rejimleri arasında bir tercih yapma hakkı bulunmaktadır. Tarafların isteğine göre sözleşmeler yapılabilmektedir. Taraflar arasında meydana gelen uyumsuzluk ve çekişme nedeniyle boşanma gündeme gelebilmektedir. Anlaşmalı boşanma veya çekişmeli boşanma davası gündeme geldiğinde, taraflar seçecekleri boşanma türüne göre, işlemler farklılık arzetmektedir. Anlaşmalı boşanma ilk akla gelen basit ve hızlı bir yöntem ise de, çocukların velayeti, velayet verilmeyen taraf için çocukla kişisel ilişkinin tesisi, tarafların birbirlerinden maddi-manevi tazminat istekleri, nafaka konusu, ev eşyalarının paylaşılma durumu, evlilik sırasında elde edilen ortak malların paylaşımı, kişisel malların ayırımı gibi birçok konu sorun oluşturmaktadır. Tüm bu sorunlara hızlı, güvenilir, adil ve hakkaniyete uygun, insani ve pratik çözümler için hukuk ofisimizdeki konusunda deneyimli ve uzman kişilerin bilgisine ve danışmanlığına başvurmak işinizi bir hayli kolaylaştıracaktır. Bu kapsamda, anlaşmalı boşanma halinde buna ilişkin protokol düzenlenmekte ve tarafların aralarında yukarıda belirtilen konularda bir anlaşmaya varılmış ise, bunlar ayrıntılı biçimde düzenlenebilmektedir. Eğer boşanma durumu çekişmeli olacak ise, ona göre hareket edilmekte ve yol haritası çıkarılmaktadır. Özellikle çekişmeli boşanma durumunda ilk etapta dava açılır açılmaz, ortak konutun hangi eşe tahsis edileceği, eşe tedbir nafakası ile müşterek çocuklar için iştirak nafakası, ortak malların idaresi konularında ihtiyati tedbirlerin istenilmesi ve takibi yapılmaktadır. Mal rejimine ilişkin dava ise, boşanma davasından ayrı olarak açılıp yürütülmektedir. Bu dava türünde de, malların diğer eş tarafından kaçırılmasının önüne geçilebilmesi için yine taşınır ve taşınmaz mallar için ihtiyati tedbirlerin istenilmesi ve takibi yapılmaktadır. Türkiye sınırları içerisinde ve dışarısında (örneğin Almanya’da) bulunan tüm taşınmazlarınız ile menkul mallarınız (bankada bulunan paralar, banka kasalarında saklanan altın gibi değerli eşyalar vb.) hakkında gerekli hukuki işlemleri haklarınızı en iyi biçimde gözetecek şekilde takip edip, yürütüyoruz. Yurtdışında boşanma ve nafakaya ilişkin ilamlar elde edilmişse, bunların yurtiçinde (Türkiye’de) tanınması, tenfizi gibi işlemlerini sizler adına takip edip, yürütüyoruz. Yukarıdaki iş, işlem ve sorunlarınızın en kolay biçimde çözümü için hukuk ofisimizle irtibata geçmenizi ve en iyi biçimde hukuki olarak korunmak için danışmanlık hizmeti almanızı tavsiye ediyoruz.
Kira ve Taşınmaz Hukuku, Ortaklığın Giderilmesi ve Tapu İşlemlerindeki Sorunların Çözümleri
Belirli malvarlığı değerlerine sahip kişilerin bu değerleri paraya çevirmek ve ilave gelirler elde etmek istedikleri bilinen bir olgudur. Bu nedenle, yurtdışında yaşayıp da malvarlığı değerlerinin büyük çoğunluğunun Türkiye sınırları içerisinde bulunanların en büyük sorunları bunların hukuk altyapısı bulunan uzman ve güvenilir kişiler tarafından yönetilmesidir. Birçok konut amaçlı dairesi bulunan kişiler, mal sahibini koruyucu kira sözleşmeleri yapmaları en öncelikli konuların başında gelmektedir. Piyasada genellikle herkesin kullandığı matbu-şablon kira sözleşmeleri kullanılmaktadır. Kira hukukunun inceliklerini bilmeyen kişilerin düzenleyeceği sözleşmeler, ilerde kiracı ile sorunlar yaşandığında büyük sıkıntılara neden olmakta ve çözümü zorlaşmaktadır. Bu tür ilerde yaşanabilecek sorunlara çözüm bulma ve alternatif kozları kullanmak bakımından hukuk ofisimizdeki konusunda deneyimli ve uzman kişilerin bilgisine ve danışmanlığına başvurmak işinizi bir hayli kolaylaştıracaktır. Bu kapsamda, kiracının tahliyesini kolaylaştırabilmek için tahliye taahhütnamesi alınması ve bu alınmanın inceliklerinin bilinmesi mal sahibinin işini kolaylaştıracaktır. Kira sözleşmesinin hazırlanması, tahliye taahhüdünün alınması, kira bedelinin ödenmemesi halinde icra takibine geçilmesi gibi tüm aşamalarda mal sahibinin haklarının korunması bakımından tüm işlemleri takibini sizin adınıza yürütüyoruz. Miras olarak intikal eden taşınmazlar veya hisseli olduğunuz taşınmazlar varsa bunlara ilişkin ortaklığın giderilmesi işlerini de sizin adınıza en iyi biçimde takip etmekteyiz. İsterseniz bu taşınmazları satış aşamasında sizin adınıza satın alma işlemlerini de yapmaktayız. Türkiye sınırları içerisinde bulunan tüm taşınmazlarınızın tapu işlemlerini hukuki olarak haklarınızı en iyi biçimde gözetecek şekilde takip edip, yürütüyoruz. Taşınmazların satımı, alımı, ipotek konulması, mevcut ipotek (rehinin) şerhinin kaldırılması, tapu kayıtlarınıza belediye veya devlet tarafından konulan tüm şerh veya beyanların silinmesi vb. tüm konularda yapılması gereken işlemleri veya açılacak davaları sizin adınıza takip ediyoruz. Taşınmazlarınızın sahte vekaletname veya başka tür sahte belgelerle tapu kaydının başkası üzerine geçmesi gibi olumsuz sonuçların ortadan kaldırılması için gereken her türlü işlem, dava açma, suç duyurusunda bulunma gibi işleri sizin adınıza yürütüyoruz. Yukarıdaki iş, işlem ve sorunlarınızın en kolay biçimde çözümü için hukuk ofisimizle irtibata geçmenizi ve en iyi biçimde hukuki olarak korunmak için danışmanlık hizmeti almanızı tavsiye ediyoruz.
Yurtdışında Yaşayanlar için Miras Hukuku Sorunları ve Çözümleri
Malvarlığı değerleri bulunan kişilerin, mirasçısı varsa hem yasarken hem de öldükten sonra sonuçları olacak şekilde hukuki işlemde bulunmaları mümkündür. Bir kimse ölmeden önce, çocukları (atanmış veya yasal mirasçısı varsa) arasında daha yasarken mirasını bölüştürebilir. İste hukuk ofisimiz sizlere daha yasarken, mirasçılarınız arasında mallarınızı taksim edecek şekilde hukuki işlem mahiyetinde sözleşmeler düzenleyebiliriz. İsterseniz, çocuklarınızdan bazısına mirasınızdan yani siz öldükten sonra mallarınızdan hayırsız evlatlarınıza birşey bırakmak istemiyorsanız, bu gibi hukuki işlemlerinizi isteklerinize göre sözleşmeler düzenlemekteyiz. Daha siz yasarken mallarınızın hangi mirasçınıza kalmasını istiyorsanız, ona göre sözleşmeler hazırlamaktayız. İsterseniz bu miras sözleşmelerini siz öldükten sonra sonuç doğurmasını istiyorsanız ona göre düzenlemekteyiz. Miras hukuku kapsamında vermiş olduğumuz hukuki danışmanlık hizmeti, sizin isteklerinizi öncelemekte ve en üst düzeyde isteklerinizin gerçekleşmesini sağlamaktadır. Bu kapsamda, istekleriniz doğrultusunda sizlere alternatif çözümler üretmekte ve ona göre miras hukuku sözleşmelerini (vasiyetname, mirastan feragat sözleşmeleri vb.) düzenlemekteyiz. Öte yandan, siz mirasçı konumunda iseniz, ofisimiz sizlere murisinizden (miras bırakandan) (ölen anne, baba, kardeş, nine, dede, amca, hala, teyze gibi) kalan malların sizlere sağlıklı bir şekilde intikalini (devrini) sağlamaktadır. Eğer size ait bir mal, başkasına geçmiş veya sizden mal kaçırılmış ise, haklarınızı koruyacak, sizlere mallarınıza kavuşmanızı sağlayacak miras hukuku kapsamında davalar (vasiyetnamenin iptali, miras sözleşmesinin iptali veya geçersizliği, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescili, miras sebebiyleistihkak, tenkis, açmaktayız. Bu kapsamda, öncelikle sizleri miras alacağınız konusunda detaylı biçimde bilgilendirmekteyiz. Hangi tür davaların açılacağı ve bu tür davaların ortalama olarak ne kadar sürede sonuçlanacağı konusunda sizleri bilgilendirmekteyiz. Miras alacağınız konusunda saklı payınız ihlal edilmiş ise, bu hakkınızı dava açmak suretiyle en kısa zamanda sizlere verilmesini sağlamaktayız. Bir kimse ölmüşse ve arkasında mal bırakmışsa, bu mallar ölen kişinin vatandaşı olduğu ülkenin miras hukukuna bağlı olarak intikal eder. Ölen kimse Türk Vatandaşı ise, mirasına dahil olan mallar, Türk Miras Hukukuna göre, paylaştırılır. Türk vatandaşı olan kimseler, bu vatandaşlığı kaybederse, mirası hakkında Türk Miras Hukuku uygulanmaz. Türk vatandaşlığından izin alarak çıkanların ölümü halinde mirasına dahil olan mallar hakkında ise, bir değişiklik olmayıp, eskisi gibi yani Türk Miras Hukuku kurallarına göre, işlem yapılmaktadır. Türk vatandaşlığından çıkartılanlar hakkında ise, Türk Miras Hukuku ilke ve kuralları uygulanmaz. Türk vatandaşı olan bir kimse, yabancı bir ülkenin vatandaşına şartlarını taşıması halinde mirasçı olmasına bir engel bulunmamaktadır. Türk Asıllı Azınlığa Mensup Olanlar hakkında, Türk Miras Hukukunu uygulama olanağı yoktur. Vatanı bulunmayanlar ile mülteci statüsü kazanmış kişiler hakkında ise öncelikle yerleşim yeri, yerleşim yerlerinin bulunmaması halinde daimi oturdukları yerleşim yeri, o da yok ise davanın açıldığı tarihte bulunduğu ülke hangisi ise o ülkenin miras hukuku uygulanır. Durumunuz yukarıda belirtilenlerin dışında ise ve daha ayrıntılı bilgi almak istiyorsanız hukuk ofisimiz ile irtibata geçmenizi tavsiye ederiz.
Havale İşlemlerinde Borç İddiasının İspat Yükümlülüğü
Havale işlemleri, günümüz finansal dünyasının temel taşlarından birini oluşturur. Ancak, bazen havale yoluyla transfer edilen paraların doğası ve niyeti hakkında ihtilaflar ortaya çıkabilir. Özellikle bir kişi, havale edilen paranın borç olarak gönderildiğini iddia ettiğinde, bu iddiasını ispat etmek zorundadır. Bu makalede, havale işlemlerinde borç iddiasının hukuki çerçevesi ve bu iddianın yazılı delillerle nasıl ispat edilmesi gerektiği ele alınacaktır. Havale İşlemleri ve Borç İddiası Havale işlemleri, bir banka veya finansal kuruluş aracılığıyla bir hesaptan diğerine para transferi yapılmasını sağlar. Bu işlemler, ticari işlemlerden kişisel ödemelere kadar birçok farklı amaç için kullanılabilir. Ancak, bir kişi havale yoluyla gönderilen paranın aslında bir borç olduğunu iddia ederse, bu iddianın hukuki bir temele dayandırılması gerekmektedir. Yazılı Delillerin Önemi Havale yoluyla gönderilen paranın bir borç olduğunu ispat etmek için yazılı deliller büyük bir önem taşır. Yazılı deliller, söz konusu borcun varlığını ve şartlarını belgelemek için kullanılır. Bu deliller arasında aşağıdakiler bulunabilir: Borç İddiasının İspatının Önemi Havale yoluyla gönderilen paranın borç olarak kabul edilmesi, taraflar arasında yasal bir yükümlülük doğurur. Bu nedenle, borç iddiasının doğru bir şekilde ispat edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, ihtilafın çözümü karmaşık hale gelebilir ve taraflar arasındaki güven kaybolabilir. Havale işlemlerinde borç iddiasının ispatı, yazılı delillerin doğru ve eksiksiz bir şekilde sunulmasını gerektirir. Taraflar, havale işleminin koşullarını belgelemeli ve bu koşulları kanıtlayacak belgeleri saklamalıdır. Bu şekilde, havale işlemleri ile ilgili ihtilafların etkili bir şekilde çözülebilmesi mümkün olacaktır.
Sevgiliyken Sosyal Medya Hesabından Paylaşılan Fotoğrafların İhlali ve Hukuki Sonuçları
Sosyal medya, modern ilişkilerin ve iletişimin önemli bir parçası haline gelmiştir. Ancak, bu platformlar aracılığıyla paylaşılan özel içerikler, ilişkiler sona erdiğinde karmaşık hukuki sorunlara yol açabilir. Özellikle sevgiliyken paylaşılan ve daha sonra ayrıldıktan sonra bir tarafın talebine rağmen kaldırılmayan fotoğraflar, veri güvenliği ve hukuki hakların ihlaliyle ilgili ciddi sorunlara neden olabilir. Bu tür durumlar, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak paylaşılması veya yayılması bağlamında ele alınabilir. İlişki sırasında paylaşılan bu fotoğrafların diğer tarafın izni olmadan hala çevrimiçi olarak bulunması, özel yaşama saygı ilkesine aykırıdır ve veri güvenliğini tehlikeye atabilir. Hukuki açıdan, bu tür bir durum, bir kişinin itibarına ve özel yaşamına zarar verebilecek nitelikte olabilir. Verilerin hukuka aykırı olarak yayılması, kişinin itibarının zedelenmesine, psikolojik sıkıntılara ve hatta iş ve sosyal ilişkilerde olumsuz sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle, böyle bir durumla karşılaşan kişiler hukuki koruma arayışına girebilirler. Yasalar, kişisel verilerin gizliliğini korumak amacıyla çeşitli düzenlemeler içermektedir. Bu düzenlemeler çerçevesinde, kişisel verilerin izin alınmadan paylaşılması veya yayılması suç teşkil edebilir. Ayrıca, bu tür suçlarla ilgili yasal yaptırımlar da bulunmaktadır. Sonuç olarak, sevgiliyken paylaşılan fotoğrafların ayrıldıktan sonra diğer tarafın talebine rağmen kaldırılmaması, hukuki sonuçları olan ciddi bir durum olabilir. Veri güvenliği ve özel yaşama saygı ilkeleri bu tür durumların ele alınmasında temel rol oynar ve hukuki bir danışmanın bu tür durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiği konusunda rehberlik sağlaması önemlidir.
Doktor Hatasından Kaynaklı Tazminat Haklarım Neler?
Doktorların mesleklerini icra ederken yaptıkları eylemler sonucunda hastalar ve yakınları açısından bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu sorunlarda kusur incelenmesi yapılmaktadır. Her somut olaya göre kusur değerlendirmesinde kast, taksir, ihmal ve hukuka uygunluk nedenleri ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Kusur tespiti incelemesinde yapılan işin niteliği gereği hukuka uygunluk nedeninin varlığı özellikle incelenir. Uygulamadaki yargılamalar açısından bakıldığında yargıda genel kabul, doktorun hatalı tıbbi müdahalesinin yaralama ve öldürme suçlarını oluşturacağı yönündedir. Doktorların tıbbi müdahaleleri ameliyat, ilaç tedavisi, iğne yapılması, estetik operasyonlar gibi pek çok farklı şekilde olabilmektedir. Davranışların çeşitliliği suç türlerini de etkilemektedir. Doktorlar ve sağlık personeli yaptıkları iş ve tıbbi müdahale nedeniyle kasten yaralama, öldürme, taksirle yaralama veya öldürme, çocuk düşürtme, insan üzerinde deney, kişisel verileri açıklama, görevi ihmal, rüşvet, resmi belgede sahtecilik gibi birçok suçun şüphelisi veya sanığı olabilmektedirler. Hastaların tıbben uygun teşhis, tedavi ve bakım, bilgi edinme, kendi bilgilerinin gizli tutulması, özen gösterilmesi, tıbbi tekniklerin kullanılması gibi hakları mevcuttur. Hekimlerin kusurlu sayıldıkları durumlar genellikle hastaların gerektiği gibi aydınlatılmadığı, rızalarının alınmadığı, doğru teşhis ve tedavi uygulanmadığı hallerdir. Hekimler ve sağlık çalışanları için yapılan işin konusunun insan sağlığı olması başvuruların hassasiyetle incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk hem hekimlerin eylemeleri için uzman değerlendirmelerinde hem de suç değerlendirmesi yapacak yargı makamları için geçerlidir. Doktorların öncelikli sorumluluğu doğru teşhis ve tedavi amaçlı müdahaleleri ve tavsiyeleridir. Bu sorumluluğun aksi yönündeki davranışlar hekimlerin idari, hukuki ve cezai sorumluluğunu doğuracaktır. Doktorlar kasıtlı veya taksirli davranışlarının sonucunda ortaya çıkan insan sağlığı zararlarından sorumludurlar. Uygulamada mahkemelere yansıyan olaylardan birkaçı; ameliyat sırasında ameliyat yerinde pamuk, gazlı bez gibi eşyaların unutulması, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, uygulanan tedavinin yetersizliği, teşhis ve tedavinin yanlışlığı, hastanelerin acil bölümlerine başvuran hastaların şikâyetlerine uygun gerekli testlerin yapılmaması, kötü sonuçlanan estetik operasyonlar, eksik müdahale ile olumsuz sonuçların ortaya çıkmasıdır. Hekimin bu tür olaylardaki eylemleri kast ve taksir durumu sorumluluğunu belirleyecektir. Doktor hataları için önemli bir konuda hastanın rızasının bulunması ve bilgilendirme yapılmasının sorumluluğu ortadan kaldırmayacağıdır. Yasada aranan usuli şartlar yerine getirilmiş olsa dahi hekimin eylemlerindeki kusur ve ihmal hekimin sorumluluğunu doğuracaktır. Sağlıkla ilgi yaşanan olaylar tüm taraflar için geri dönüşü olmayan sonuçlara neden olmaktadır. Tıp hukuku uzmanlık gerektiren bir hukuk dalıdır. Yaşanılan olaylarda idari, hukuki ve cezai süreci bu alanda uzmanlaşmış hukukçular ile yürütülmesi ortaya çıkacak sonuçları etkileyecektir. Malpraktis Hekim veya diğer sağlık çalışanlarının yaptığı müdahale ve işlemlerde tedbirsizlik, dikkatsizlik, meslekte acemilik veya kurallara uymama sonucu hastanın zarara uğraması halinin tanımıdır. Uygulamada “doktor hatası-hekim hatası”, “tıbbi hata”, “tıbbı yanlış uygulama-tıbbi hizmetlerin kötü uygulanması” olarak da adlandırılmaktadır. Malpraktis durumunda zarara uğrayan kişiler ve yakınları ortaya çıkan zarar için savcılığa şikâyet dilekçesi vererek ceza soruşturması başlatabilecekleri gibi zararın tazmini için hukuk mahkemelerinde tazminat davası açabilirler. Bu tür davalarda sonucu etkileyen husus ortaya çıkan zararda hekim veya sağlık çalışanları tüm sorumluluklarını tam olarak yerine getirmesine rağmen istenmeyen bir sonuç olarak komplikasyon meydana gelmesidir. Uygulamada görülen davalarda; Adli Tıp İhtisas Kurulu raporlarında her türlü özene rağmen oluşabilecek ve herhangi bir kusur izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği veya tıbbi uygulama sonucu çıkan kusurların komplikasyon olarak değerlendirildiği kabulü yapılmakla illiyet bağı kesilmektedir. Sağlık uygulamaları kendi alanı içinde risk barındırmaktadır. Sağlıkta riskin tıbbî karşılığı “komplikasyon” olarak ifade edilmektedir. Doktorlar teşhis ve tedavide karşılaşılabilecek riskleri hastaya “aydınlatılma yükümlülüğü” kapsamında ayrıntılı olarak anlatmalıdır. Hasta yapılan bilgilendirmeden sonra rıza göstermiş olmalıdır. Doktor teşhis ve tedavide kendi sorumluluğu kapsamında özenli davranmalıdır. Bu halde ortaya çıkan zarardan hukuka uygunluk nedeniyle sorumlu olmayabilecektir. Hekimliğin kötü uygulanması olarak da tanımlanan malpraktis sorumluluğu için; doktor-hasta ilişkisinin bulunması, teşhis hatası veya tedavi uygulamasında ihlal, dikkatsizlik, özensizlik bulunması, ortaya çıkmış zarar, yapılan işlemler ile meydana gelen zarar arasında nedensellik bağının bulunması gereklidir. Tıbbı yanlış uygulama-tıbbi hizmetlerin kötü uygulanması hallerinde sağlık çalışanlarının sorumluluğu aynı şartlarda geçerlidir. Hukuka uygunluk hali olmamalıdır. Doktorların veya sağlık görevlilerinin zarara neden olan eylem ve işlemleri sonucunda; 1-Eylemin ve ihmalin suç teşkil etmesi sonucunda ceza sorumluluğuna, 2-Eylemin ve ihmalin meslek kurallarına aykırılı halinde idari sorumluluğuna, 3-Eylemin ve ihmalin zarara neden olması halinde tazminat sorumluluğuna, neden olacaktır. Yaşanılan somut olayın özelliklerine, ortaya çıkan zarara ve sorumluluk türüne göre her üç sorumluluktan mesul olunabileceği gibi sadece bir ya da iki sorumluluk türünden sorumlu tutulabilir. Doktorluk faaliyeti kapsamında doktor tarafından gerçekleştirilen hatalı işlemler sonucu meydana gelen zararlar, yapılan işlemin türüne göre borçlar hukukunda düzenlenen vekâletsiz iş görme, haksız fiil ve eser sözleşmesi hükümlerine göre tazmini tazminat davası açılarak talep edilebilecektir. Tüm süreçlerde hak kayıplarına uğranılmaması için alanında uzman hukukçulardan destek alınmalıdır.
Doktorun Görevi Kötüye Kullanması
Malpraktis davaları hekimin tıbbi uygulama hatası neticesinde karşılaşma ihtimali bulunan davalardır. Malpraktis durumunda hekimlerin üç tür sorunluluk doğma ihtimali vardır. Yapılan tıbbi hata nedeniyle ceza sorumluluğu, ortaya çıkan zararın karşılanması için tazminat sorumluluğu, yapılan işlemler ve sonuçları nedeniyle mesleki davranış kurallara aykırılıktan idari açıdan sorumluluktur. Hasta haklarının ceza normları tarafından korunması halinde hukuka uygunluk hallerinin bulunmaması cezai sorumluluğu doğuracaktır. Ceza sorumluluğu kast veya taksir kaynaklı olabilir. Her somut olay sorumluluk türü açısından kendi içinde değerlendirilecektir. Uygulamada çoğunlukla taksire dayalı cezai sorumluluğun kabulü ile karşılaşmaktadır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin aşağıda değinilecek kararında yaşanan olay, yaşı ileri olan bakım evi sakini kişinin bazı belirtilerle devlet hastanesi acil bölümüne getirilmesi, burada kan şekeri ölçümü ve diğer tahlillerin yapılması, bir süre gözlem altında tutulduktan sonra kan şekerinde düşme olması nedeniyle dahiliye polikliniğine gidilmesi tavsiye edilerek taburcu edilmesi ve kısa süre sonra vefatıdır. Adli Tıp İhtisas Dairesinden soruşturma ve kovuşturma aşamalarında rapor alınmıştır. En son Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınarak hekimin sorumluluk türü belirlenmiştir. 12. Ceza Dairesi 2018/3705 Esas, 2019/10845 Karar ve13.11.2019 tarihli kararında; Suç: Taksirle öldürme Hüküm: CMK’nın 223/2-e. maddesi gereğince beraat Soruşturma aşamasında alınan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinin 26/10/2011 tarihli raporunda; “Dr. …’ın eylemlerinin tıp kurallarına uygun olmadığına ve kusurlu olduğuna” oy birliği ile karar verildiği” Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinin 24/09/2014 tarihli raporunda” Dr. …’ın uygulaması tıbben doğru olduğu, ancak hastaya dahiliye konsültasyonu istenmemesi, hiperosmolar komaya neden olan etkenlerin araştırılmaması eksiklik olduğu, hastanın saat 04.45 de tansiyon kaydı olup acil servisten dahiliye poliklinik önerisi ile genel durumu stabil olarak taburcu edildiği, aynı gün bakımevinde genel durumu bozulunca 15 dakika sonra aynı hastanenin acil servisine getirildiği, ve saat 05.40 da eksitus kabul edildiği, 1 saatlik sürede dahiliye konsültasyonu istenmesi, durumunda da ileri yaş, aizheimer, diabet hastalığı gibi risk faktörleri bulunan kişide, mortalitenin yüksek olduğu, bu nedenle zamanına uygun takip ve tedavisinin yapılması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı cihetle; Dr. …’ın eksik eylemi ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığının” oy birliğiyle mütalaa olduğu” Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 11/06/26/10/2011 tarihli raporunda ise “1 saatlik sürede dahiliye konsültasyonu istenmesi durumunda da ileri yaş, Aizheimer, diabet hastalığı gibi risk faktörleri bulunan kişide, mortalitenin yüksek olduğu, bu nedenle zamanında uygun takip ve tedavisinin yapılması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı cihetle Dr. …’ın eksik eylemi ile kişinin ölümü arasında kesin bir illiyet bağı kurulamayacağının” oy birliğiyle mütalaa olunduğu olayda, bir saatlik sürede dahiliye konsültasyonu istenmesi durumunda da ileri yaş, Aizheimer, diabet hastalığı gibi risk faktörleri bulunan kişide, mortalitenin yüksek olduğu, bu nedenle zamanında uygun takip ve tedavisinin yapılması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığının belirtilmesi karşısında, sanık doktorun, eylemi ile …’ın ölümü arasında illiyet bağının kurulamadığı ancak sanığın hastaya dahiliye konsültasyonu istenmesi, hiperosmolar komaya neden olan etkenlerin araştırılması ve taburcu öncesinde gerekli takip ve kontrolleri etkin şekilde yapılması konusundaki ihmali nedeniyle, eyleminin TCK’nın 257/2. maddesindeki ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması,” şeklinde kabul yapılarak bozmaya karar verilmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin bu kararında sanık hekim hakkında Türk Ceza Kanunu 257/2 maddesinde düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı karar verilmiştir. Devlet hastanesi veya sağlık kurumlarında çalışan hekimlerin hukuka aykırı eylemleri görevi kötüye kulamla suçunu oluşturur. Başka bir söyleyişle ortaya çıkan zarar ile eylem arasında illiyet bağı kurulamasa da, eylem başlı başına hukuka aykırı ise bu suç oluşur. Bu halde kast ve taksir hükümleri uygulanmayacaktır. Suç türünde belirleyici olan adli tıp raporları olacaktır. Rapor sonuçları hukuki değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Ceza soruşturma ve kovuşturma aşamalarının yürütülmesinde tıp hukuku ve ceza hukukunda uzman kişilerle birlikte yürütülmelidir.
Hobi Bahçeleri İle İlgili Yasal Düzenleme
Uzun zamandır ülkemizde uygulaması olan hobi bahçeleri; insanların tarımla ve toprakla uğraşarak, kalabalık şehirlerin gürültülü, tek düze hayatından kaçtıkları, çalışma hayatının yorgunluğunu ve stresini attıkları, emekli olmuşların kendilerine ait vakit geçirdikleri, çocuklar için doğal park alanları olarak ortaya çıkmaktadır. Dünyada ve ülkemizde yaşanan pandemi ile birlikte insanların sosyal hattan tecrit olmaları, dış dünyayla teması en aza indirmeleri ile birlikte bu yalnızlaşmanın içinde güzel bir kaçış yeri olmaları nedeniyle hobi bahçelerine olan talep son dönemde çok artmıştır. Yaşanılan pandemi ve öncesinde hobi bahçelerinin kullanım şekline ve düzenlenme amaçlarına bakıldığında insanların bu alanlara ihtiyacı olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Uygulanma amacı açısından önemli ve yararlı olsa da, hobi bahçelerine talebin sürekli artması, ruhsatsız, izinsiz bahçelerin kurulması, kontrolsüz ve alt yapısız yapılaşmanın olması neticesinde sorunlar ortaya çıkmış ve kontrollerinin sağlanmasında zorluklar yaşanmaya başlamıştır. Ortaya çıkan sorunların en önemlisi tarım arazilerinin amaçları dışında, küçük parçalara bölünerek tarım arazilerinin yok edilmesi, tarım yapılmaması sonucu ülke tarımının zarara uğratılmasıdır. Tek parça tarım arazisinde geniş alanda düzenli şekilde tarım yapılabilecekken hobi bahçeleri ile bu mümkün olmamaktadır. İkinci esaslı sorun, tarım arazilerinin parçalara bölünerek satılması halinde elde edilen gelir, arazinin toplam tek parça satışından daha fazla olduğundan bu bahçelerin hobi olmaktan çıkıp ticari amaçlı iş haline dönüşmesidir. Ticari getirisinin oldukça iyi olması nedeniyle gayrimenkul şirketleri ve kooperatifler aracılığı ile tarım arazilerine daha küçük yerleşim yerleri de dâhil edilerek çok sayıda hobi bahçesi alanı izinsiz ve ruhsatsız olarak yapılmıştır. Bu iki esaslı sorunla birlikte, küçük parçalara ayrılan tarım arazisi alanlarında toprak zemine beton dökerek prefabrik yapılar konulması, alt yapının olmaması, alt yapısız yapıların kullanımı ile ortaya çıkan sorunlar, pek çok hobi bahçesinin projesiz, plansız, izinsiz, ruhsatsız olması ve sayılarının hızla artması diğer esaslı sorunlardandır. Olması gereken, hobi bahçesi alanlarının tarım arazileri dışında, önceden programlanmış ve planları yapılmış yerlerde, alt yapıları sağlanmış olarak, izinli ve ruhsatlı olarak yapılmasıdır. Hobi bahçeleri ile ilgili ortaya çıkan sorunlar üzerine, 7255 Sayılı yasa değişikliği ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile yapılan yasal düzenleme 4 Kasım 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Yapılan değişiklikler ile tarım arazilerinin amaçları dışında kullanımına ilişkin hapis cezası dâhil yeni yaptırımlar getirilmiştir. Tarımsal amaçlı arazi kullanım plan ve projelerine aykırılık durumunda uygulanacak cezalar ve yükümlülükler 5403 sayılı yasanın 20. maddede düzenlenmiştir. Bu hükümle tarım arazilerine yönelik plan ve projeleri yapılmış arazilerde kullanım amacına aykırılık hali düzenlenmiştir. Plan ve projesi olan tarım arazilerinin kullanımında plan ve projeye aykırı davranılması halinde, valiliklerce ihlallerin tespiti yapılarak sorumlulara 1000 TL’den az olmamak şartıyla ve bozulan arazinin her metre karesi için 10 TL idari para cezası uygulanacaktır. Ayrıca projeye uygunluğun sağlanması için en fazla iki ay süre tanınacaktır. Bu sürenin sonunda aykırı kullanım devam eder ise valilikçe faaliyetler durdurulacak ve idari para cezaları üç katı olarak uygulanacaktır. Büyük ova alanlarından olması halinde cezalar iki kat uygulanacaktır. Tarım arazilerinin amacı dışında kullanılmasına ve toprak koruma projelerine uyulmamasına ilişkin cezalar ve yükümlülükler 5403 sayılı yasanın 21. maddede düzenlenmiştir.Yasa ile tarımsal amaçlı yapılarda ve tarım dışı arazi kullanımlarında izin alınması ve toprak koruma projelerine uyulması zorunluluğu hükme bağlanmıştır. Tarımsal amaçlı yapılara ve tarım dışı arazi kullanımına yönelik yapılacak işlemler için şartlar şöyle belirlenmiştir; 1- Tarımsal amaçlı yapılara ve tarım dışı arazi kullanımına izinsiz başlanılması, 2-Alınan izne uygun kullanılmaması, 3-Hazırlanan toprak koruma projelerine uyulmamasıdır. Yasada bu hallerde uygulanılacak cezalar bu üç ihlal haline göre düzenlenmiştir. Arazi kullanımı için izinsiz işe başlanılması ya da alınan izne uygun kullanılmaması halinde (1 ve 2) yetkili makam olarak valilik işi tamamen durduracaktır. Yapılan iş tamamlanmış ise ihlal nedeniyle kullanımına izin verilmeyecektir. Bu halde; arazi sahibine veya araziyi bozana, 100 TL’den az olmamak şartıyla, kullanılan veya zarar verilen alanın her metrekaresi için 10 TL idarî para cezası verilecektir. Büyük ova koruma alanlarında bu ceza iki katı olarak uygulanacaktır. İhlal nedeniyle düzenlenen idarî para cezası ya da cezalarının tebliğinden itibaren 1 ay içinde ilgili kuruma başvurularak 13. veya 14. maddelerdeki izinlerin alınması şartıyla işin tamamlanmasına yahut bitmiş ise kullanımına izin verilmesi istenebilecektir. İhlal nedeniyle düzenlenen idari cezaların tebliğinden itibaren 1 ay için başvuru yapılmazsa veya başvuruya rağmen izin talepleri uygun görülmezse, izinsiz olan bütün yapılarını yıkılması ve araziyi tarımsal üretime uygun hale getirilmesi için 2 aylık süre verilecektir. İhlalde bulunanlarım verilen süre içinde izinsiz yapıları yıkmadıkları ve araziyi tarımsal üretime uygun hale getirilmedikleri Tarım ve Orman Bakanlığının yetkili birimlerince tespit edilirse; valilikçe faaliyet durdurulacaktır. İdarî para cezaları üç katı olarak uygulanacaktır. İzinsiz olan tüm yapılar, masrafları Tarım ve Orman Bakanlığınca karşılanarak, bir ay içinde belediyeler veya il özel idareleri tarafından yıkılarak ve taşınmazlar tarımsal üretime uygun hale getirilecektir. Yıkım işlemi süresinde herhangi bir nedenle belediye ve valiliklerce yapılmamış olursa Tarım ve Orman Bakanlığı yıkım kararını yerine getirecektir. Yıkım ve temizleme işleminden sonra arazinin tarımsal üretime uygun hale getirilmesi ile birlikte yapılan masraflar sorumlulardan Bakanlıkça genel hükümlere göre tahsil edilecektir. Tarımsal amaçlı arazi kullanımlarında, tarımsal amaçlı arazi kullanım plan ve projelerine uyulması zorunlu olacaktır. Toprak koruma projelerine aykırı hareket edilmesi halinde (3) sorumlulara valilik tarafından 1000 TL ‘den az olmamak şartıyla bozulan arazinin her metrekaresi için 10 TL idarî para cezası uygulanacaktır ve projeye uygunluk sağlanması için azami iki ay süre verilecektir. Büyük ova koruma alanlarında bu ceza iki katı olarak uygulanacaktır. Bu sürenin sonunda aykırı kullanımların devam etmesi halinde valilikçe faaliyet ihlal nedeniyle durdurulacak, sorumluya verilen kullanım izni iptal edilecektir. Bu halde idarî para cezası üç katı olarak uygulanacaktır. İzinsiz olan tüm yapılar, masrafları Tarım ve Orman Bakanlığınca karşılanarak, bir ay içinde belediyeler veya il özel idareleri tarafından yıkılacak ve taşınmazlar tarımsal üretime uygun hale getirilecektir. Yıkım işlemi süresinde belediye ve valiliklerce yapılmamış olursa Bakanlık kararı yerine getirecektir. Yıkım ve temizleme işleminden sonra arazinin tarımsal üretime uygun hale getirilmesi ile birlikte yapılan masraflar sorumlulardan Bakanlıkça genel hükümlere göre tahsil edilecektir. Getirilen düzenleme ile arazilerin kullananlar veya mülkiyet sahipleri değil proje yetkilileri de sorumlu tutulmuştur. Proje hazırlanmasına gerek olmadığına karar verenler, proje hazırlanmış ise projeyi hazırlayan ve onaylayanlar kişiler; toprak koruma projelerinin hazırlatılmaması, yetersizliği veya zamanında gerekli tadilatların yapılmaması sonucu arazi tahribi veya toprak kayıpları olması halinde meydana gelecek zararlardan sorumlu tutulmuşlardır. Tarım arazilerinin kooperatifler başta olmak üzere özel hukuk tüzel kişileri aracılığıyla satın alınıp fiili taksim yapılması suretiyle üyelere veya ortakların kullanımına tahsis edenler hakkında 1 yıldan 3