Çalışma süresi işçinin fiilen çalıştığı süreyi ifade eder. İş kanunu fazla çalışma hesabında haftalık çalışma süresinin esas almaktadır. Fazla çalışma İş Kanununda düzenlenmiş yasal çalışma süresinin üzeri sürelerdeki çalışmaları ifade eder. Haftalık 45 saati aşan çalışma süreleri fazla çalışmadır. Fazla çalışma bazı iş kolları için farklı sürelerde hesaplanır. Örneğin, radyoloji doktorları ve röntgen teknisyenlerinin haftalık çalışma süreleri 45 saatin altındadır. Fazla çalışma İş Kanunu 41. -43 maddeleri ve Fazla Çalışma Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Fazla çalışma ücreti Madde 41 – Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalardır. 63 üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hallerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile, bazı haftalarda toplam kırkbeş saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz. Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli yükseltilmesi suretiyle ödenir. Haftalık çalışma süresinin sözleşmelerle kırkbeş saatin altında belirlendiği durumlarda yukarıda belirtilen esaslar dahilinde uygulanan ortalama haftalık çalışma süresini aşan ve kırkbeş saate kadar yapılan çalışmalar fazla sürelerle çalışmalardır. Fazla sürelerle çalışmalarda, her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yirmibeş yükseltilmesiyle ödenir. Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma yapan işçi isterse, bu çalışmalar karşılığı zamlı ücret yerine, fazla çalıştığı her saat karşılığında bir saat otuz dakikayı, fazla sürelerle çalıştığı her saat karşılığında bir saat onbeş dakikayı serbest zaman olarak kullanabilir. İşçi hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında, çalışma süreleri içinde ve ücretinde bir kesinti olmadan kullanır. 63 üncü maddenin son fıkrasında yazılı sağlık nedenlerine dayanan kısa veya sınırlı süreli işlerde ve 69 uncu maddede belirtilen gece çalışmasında fazla çalışma yapılamaz. Fazla saatlerle çalışmak için işçinin onayının alınması gerekir. Fazla çalışma süresinin toplamı bir yılda ikiyüzyetmiş saatten fazla olamaz. (Ek fıkra: 10/9/2014-6552/4 md.) Bu Kanunun 42 nci ve 43 üncü maddelerinde sayılan hâller dışında yer altında maden işlerinde çalışan işçilere fazla çalışma yaptırılamaz. (Ek fıkra: 10/9/2014-6552/4 md.) Yer altında maden işlerinde çalışan işçilere, bu Kanunun 42 nci ve 43 üncü maddelerinde sayılan hâllerde haftalık otuz yedi buçuk saati aşan her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yüzden az olmamak üzere arttırılması suretiyle ödenir. (1) (2) Fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışmaların ne şekilde uygulanacağı çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. İş Kanunu 63. Madde uyarınca haftalık çalışma süresi 45 saattir. Günlük çalışma süresi 11 saati aşamaz. Fazla çalışma süresi hesaplanırken Yargıtay içtihatları 7,5 saat ile 11 saat arasındaki çalışmalarda bir saati, 11 saati aşan çalışmalarda bir buçuk saati ara dinlenmesi olarak kabul edilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Yerel mahkemelerde görülen davalarda bilirkişilerce yapılan hesaplamalarda bu husus göz önünde bulundurulmaktadır. Fazla çalışma alacağına dair iş mahkemelerinde açılan davalarda fazla çalışma sürelerinin ispat yükü işçidedir. İşçi fazla çalışmayı her türlü delille ispatlayabilir. Tanıkla ispatlayacaksa, tanığa; davacı işçi ile birlikte ne kadar süre çalıştığı, çalışılan alanların aynı olup olmadığı (şantiye işçisi, büro çalışanı), hangi saatler arasında kaç gün çalışıldığı, ara dinlenmelerinin ne kadar olduğu ve ne şekilde kullandırıldığı gibi ispata ve sürenin tespitine yönelik sorular mutlaka sorulmalıdır. Fazla çalışma yapıldığı ispatlandığında fazla çalışma ücretinin ödendiğinin ispat yükü işverendedir. İşveren fazla çalışma ödemelerinin yapıldığını imzalı bordro, banka yoluyla ödemelere dair dekontlar gibi yazılı deliller getirmelidir. Bu konuda Yargıtay kararlarında; işçi bordroya ihtirazi kayıt koymadan imzalamışsa o bordronun kapsadığı dönem için fazla çalışma ücreti isteyemeyecektir. Ancak bordroda fazla çalışma kısmı boş bırakılmışsa fazla çalışmanın yapıldığını ispatlayan işçi fazla çalışma ücretine hak kazanabilecektir. İşçinin uzun süre fazla çalıştırılması hayatın olağan akışına uygun değildir. Fazla çalışma alacağı üzerinden bu nedenle hakkaniyet indirimi yapılmaktadır. Fazla çalışma ücreti, fazla çalışma talep etiği dönemdeki ücreti esas alınarak ve normal çalışma saati ücretinden yüzde elli fazlası olarak hesaplanır. Fazla çalışma süresinin karşılığı ücret ödemek yerine “serbest zaman” olarak kullandırılabilir. Bu konuda seçim hakkı işçiye aittir. İşçilik alacakları ve açılacak davalar uzmanlık isteyen dava türleridir. Alanında uzman hukukçularla çalışmak hak kayıplarınızın önlenmesinde önemlidir.
Fazla Mesai Ücreti Örnek Yargıtay Kararları
Fazla mesai alacağı talebi ile açılan işçilik alacağı davalarında ispat konusu davanın akıbetinde belirleyicidir. Fazla çalışma yapıldığının ispat yükü işçidedir. İşçi fazla çalışmayı ispatlarsa ücretinin ödendiğini işveren ispatlamakla yükümlüdür. İşçi fazla mesai yapıldığını her türlü delille ispatlaya bilecektir. İşveren ücret ödemesi için öncelikle yazılı delilleri sunmalıdır. Bu konu ile ilgili yakın tarihli birkaç Yargıtay içtihadı şöyledir; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 09.12.2020 tarih 2016/33810 E. , 2020/17832 K. “Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir.İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda ise işçinin ihtirazi kayıt ileri sürmesi beklenemeyeceğinden, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının her türlü delil ile ispatı mümkündür. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 09.12.2020 tarih 2016/34570 E. , 2020/17842 K. “2-Davacı dava dilekçesinde 6 gün 07.30-19.00 saatleri arasında çalıştığını, bazen bu süreleri de aşar şekilde çalıştığını belirterek ödenmeyen fazla mesai ücret alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı ise davacının fazla mesai yapmadığını savunmuştur. Yargılama sırasında dinlenen davacı tanıklarının davalıya karşı açılmış davaları bulunduğundan beyanlarına itibar etmek mümkün değilse de dairemizin temyiz incelemesinden geçen 2014/… esas ve 2016/.. karar sayılı ve 21.03.2016 tarihli davacıyla aynı işi yapan başka bir işçinin dosyasında, davalı işyerinde haftada 6 gün 08.00-18.00 saatleri arasında günde 10 saat çalışılarak, 1 saat ara dinlenme düşüldükten sonra günlük 9 saat haftada 54 saat çalışma yapıldığı, haftalık 45 saat yasal çalışma süresi tenzil edildiğinde ise 9 saat haftalık fazla mesainin bulunduğunun kabulü ile buna göre fazla mesai alacağının hesaplanması gerektiği bildirildiğinden davacının fazla mesai alacağının da bu dosyadaki gibi hesaplanarak hüküm altına alınması gerekirken husumetli tanık beyanlarına itibarla hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 09.12.2020 tarih 2016/35655 E. , 2020/17905 K. “2- Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçinin imzasını içermeyen bordrolarda fazla çalışma tahakkuku yer aldığında ve tahakkukta yer alan miktarların karşılığı banka hesabına ödendiğinde, tahakkuku aşan fazla çalışmalar her türlü delille ispatlanabilir. Tahakkuku aşan fazla çalışma hesaplandığında, bordrolarda yer alan fazla çalışma ödeme tutarları mahsup edilmelidir. Somut olayda, dosyaya içeriğindeki ücret bordrolarının incelenmesinde, bir kısım bordroların imzasız ve fazla çalışma tahakkuku içerdiği, bir kısım bordroların imzalı ve fazla çalışma tahakkuku içermediği, bir kısım bordoların ise imzalı ve fazla çalışma tahakkuku içerdiği görülmüştür. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda dosya içeriğine göre davacının haftada 4,5 saat fazla mesai yaptığı tespit edilmiştir. Ancak dosya içerisinde yer alan bir kısım ücret bordrolarında fazla mesai tahakkuku bulunduğu ve bu tahakkukların bilirkişice dikkate alınmadığı görülmüştür. Yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca, davacıya ait banka kayıtları da getirtilerek, tahakkuk ettirilen fazla mesai ücretlerinin banka aracılığı ile davacıya ödendiğinin tespiti halinde, imzasız bordrolar için, ödenen miktarların mahsubu, imzalı bordrolar yönünden ise ilgili dönemler dışlanarak fazla mesai ücreti hesaplanması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
İşçinin Yıllık İzin Alacağı
Yıllık izin dinlenme hakkı kapsamındadır ve Anayasa 50. maddesi ile güvence altına alınıştır. İş Kanunu 53. Maddesinde ve Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliğinde sosyal hak olarak düzenlenmiştir. Yıllık çalışma izninin işçi tarafından hak edilebilmesi için bir yıl çalışmış olmalıdır. Hak edilen yıllık izin hakkının kullandırılması kural olmakla birlikte işveren ve işçi anlaşarak sonraki yılların izinleri ile birleştirilerek kullandırılabilir. İşverence yıl içinde verilmiş ücretli veya ücretsiz diğer izinler yıllık izinden mahsup edilemez. Çalışırken yıllık izin ücreti istenemez. Yıllık izin ücreti talep etme süresi 5 yıldır ve fesihten itibaren başlar. Yıllık iznin kullanıldığının veya ücretinin ödendiğinin ispat yükü işverendedir. Bu konuda ispat yıllık izin defteri veya diğer yazılı belgelerle kanıtlayabilecektir. Yazılı belge yoksa işçiye yemin teklif edilebilir. Mevsimlik işçilikte yıllık izin hakkı doğmasa da aralıklarla çalıştırma ve bir yılı doldurma halinde yıllık izin hakkı doğacaktır. Yıllık izin ücreti brüt ücret üzerinden hesaplanır. İşçinin bir günlük ücretinin izin günü sayısıyla çarpılarak bulunur. Yıllık izin ücretinde diğer tatillerde yapılan indirimler yapılmaz Yıllık izin ücretinde mevduata uygulanacak en yüksek faizdir. 23. Hukuk Dairesi 2019/2270 E. , 2020/4363 K. “İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir. Hizmet alım ihaleleri aynı yüklenici tarafından alındığı gibi, değişik yükleniciler tarafından da alınabilmektedir. Bu halde işyeri devri suretiyle işçiler yeni yükleniciye devredildiği için hizmet akitleri kesintiye uğramadan devam etmekte ve işçilik alacakları da bu doğrultuda hesaplanmaktadır. İşçiye ödenen kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup bu kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludurlar.Yıllık izinler kullanılmadığı taktirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşmektedir. Sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerinde bu fesih ile ücrete dönüştüğü gözönüne alındığında yıllık izin ücretinden son yüklenici sorumlu olacaktır.” 9. Hukuk Dairesi 2016/32919 E. , 2020/18001 K. “Gerekçe:1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.2-Taraflar arasında davacının yıllık izin ücreti alacağı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.4857 sayılı İş Kanunu’nun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı olup olmadığının önemi bulunmamaktadır.Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü, işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile ispatlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 31. maddesinde, hakimin davayı aydınlatma ödevi düzenlenmiş olup madde uyarınca, hakim uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve delil gösterilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Somut olayda, davacı dava dilekçesinde yıllık izinlerin kullandırılmadığını ve ücretinin ödenmediğini iddia etmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davalıya ait işyerinde 02.10.2000-31.05.2011 tarihleri arasında sayaç okuma işçisi olarak 10 yıl 7 ay 29 gün çalıştığı ve 166 gün izin hakkı bulunduğu tespit edilerek hesaplanan yıllık izin ücreti alacağının mahkemece hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır. Davacının on yılı aşan süre ile çalışmasına rağmen izin kullanmaması hayatın olağan akışına aykırı olduğundan 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 31. maddesi uyarınca hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacının çalışma süresi boyunca herhangi bir zamanda yıllık ücretli izin kullanıp kullanmadığı, kullanmış ise kaç gün kullandığı hususu açıklattırılarak davacı beyanı ile birlikte tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”
Kira Borcu Nedeniyle Tahliye Davası
Kira sözleşmesi Türk Borçlar Kanun’unda düzenlenen tasarruf yöntemlerinden biridir. Kira sözleşmesi kullandırma amacı güden sözleşme türlerindendir ve taşınmazın geçici bir süre ücret karşılığı kiracının kullanımına amacı taşımaktadır. Her iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir. Kira sözleşmesini yapan kişinin mülkiyet sahibi kişi olması zorunlu değildir. Kira sözleşmesinin varlığı için taraflar arasında ücret karşılığı taşınmazın kullanımın sağlanması dair bir anlaşma olmalıdır. Ayrıca kira sözleşmesinin yazılı olma zorunluluğu yoktur. Kira sözleşmelerinin yazılı olması ispat şartı olmakla birlikte her iki tarafın haklarının koruması adına önemlidir. Türk Borçlar Kanunu’na göre kiralayan, kira konusunu taşınmazı kullanmaya elverişli şekilde teslim etmelidir. Kiralayan ise taşınmazı anlaşmaya uygun kullanmanın yanında kira ücretini zamanında ödemekle yükümlüdür. Kiracı, kira bedelini kira sözleşmesinde belirtilen tarihte ya da tarih aralığında eksiksiz olarak ödemez ise temerrüde düşmüş olur. Bu halde kirasını ödemeyen kiracıyı tahliye etmek mümkün olacaktır. Kiralanan taşınmazın, kira borcu/borçlarının ödenmemesi nedeniyle tahliye edilmesinin sağlanmasında iki hukuki yol vardır. 1-İki Haklı İhtar Çekerek Tahliye Davası Açılması 2-Tahliye Talepli İcra Takibi Başlatmak ve Tahliye Davası Açmak İki haklı ihtar çekilerek tahliye davası açma yöntemi ikinci yola oranla daha uzun bir yoldur. İhtarlarda yazılı olma dışında şekil şartı aranmamakla birlikte noter kanalıyla yapılması ispat açısından daha doğru bir yöntemdir. İki haklı ihtarın çekildiği dönemin bitiminden sonra 1 ay içinde sulh hukuk mahkemesinde tahliye davası açılmalıdır. Tahliye talepli icra takibi yöntemi ilk uygulamaya göre daha pratiktir. Bu yöntemde tahliye talepli icra takibinde borçluya çıkarılan ödeme emrinde borçlu ödeme emrini tebliğ aldıktan sonra 7 gün için borca itiraz edebileceği, etmeyecekse de 30 gün içinde kira bedelini ödemesi aksi takdirde tahliye edileceği yazılmaktadır. Kiracı ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde takibe itiraz ederse takip duracaktır. Borca itiraz edilirse icra mahkemesinde itirazın kaldırılması davası açılmalıdır. Bu sürede itiraz edilmez ve 30 günlük süre içinde tüm takip masrafları da dahil olmak üzere borcunu öderse kiracı taşınmazdan tahliye edilemeyecektir. Buradaki 7 günlük süre ilamsız icra takiplerindeki genel haciz süresidir. Borcun ödenmesi verilen 30 günlük süre konut ve çatılı işyerleri için öngörülmekle birlikte Türk Borçlar Kanunu’ndan kaynaklanmaktadır. Borçlu kiracı ödeme emrine itiraz etmemişse ve 30 gün içinde de kira bedelini ödememişse mahkeme ilk duruşmada tahliye kararı verecektir. Bu halde kiracının tahliyesi 5-6 ay gibi bir sürede sağlanabilmektedir. Tahliye kararının kesinleşmesi ile kiracıya 15 gün içinde kiralananı boşaltması gerektiği aksi halde zorla çıkarılacağı ihtar edilir. Tahliye davasında icra mahkemesi temerrüt nedeniyle tahliye şartlarının tespitini yapacaktır. Yasadaki şartların gerçekleşmesi ile tahliye kararı verilecektir. Ödemenin yapılmış olması aranan 30 günlük süreden sonra yapılan ödemeler tahliyeyi etkilemeyecektir. Çünkü 30 gün içinde kira bedeli ve ferilerinin ödenmemesi ile kira sözleşmesi feshedilmiş sayılmaktadır. Pandemi sürecinde pek çok işyeri ve konut kira alacakları ilgili sorunlar yaşanmaktadır. Alanında uzman hukukçulardan destek almak hak kayıplarını önleyecektir.
Tapu İptal Ve Tescil Davası Yargıtay Örnek Karar
Kararda miras bırakan kişinin taşınmazlarının pek çoğunu oğullarına satış yoluyla devretmesi üzerine diğer mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı muvazaalı satış yapıldığı iddia edilerek açılan davanın temyiz incelenmesidir. 1. Hukuk Dairesi 2019/1273 E. , 2020/6810 K. “…parsel sayılı taşınmazlarını ise davalı oğlu …’ya satış suretiyle devrettiğini, anılan temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek miras payları oranında iptal ve tescile karar verilmesini istemişler, davacı … aşamada davalı …’ya karşı açtığı davadan feragat etmiş, davacı … yargılama aşamasında ölmüş ve mirasçıları yargılamaya devam etmişlerdir.Davalılar, devirlerin bedel karşılığında yapıldığını, miras bırakanın davacılara da taşınmaz verdiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, miras bırakanın davalı …’ya yaptığı satışta davacı …’nin vekil sıfatı ile katıldığı ve davacı …’ın da …ya karşı açtığı davadan feragat ettiği gerekçesiyle … aleyhine açılan davanın reddine, davalılar … ve … bakımından muvazaa iddiasının kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece, “…miras bırakanın ölüm tarihi itibariyle terekesinden para çıkmadığı, 09.09.2002 tarihli ve “senettir” başlıklı miras bırakanın parmak izi bulunan belgede miras bırakan Hasan’ın dava dışı 107 ada 12 ve 155 ada 18 parsel sayılı taşınmazlarda davacı kızlarına yer verdiği, 15.1988 tarihli “anlaşma senedidir” başlıklı miras bırakan ile davacı Hatice’nin imzası bulunan belgede davacı …’nin ada/parsel numarası belirtmeden “… mevkiinde” bulunan taşınmazda babasının kendisine yer verdiğini, babasından başkaca isteği olmayıp hak iddia etmeyeceğini belirttiği, ayrıca dava dışı mirasçı …’nin … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/202 E sayılı dosyasında aynı davalılara karşı aynı taşınmazlar için açtığı davanın 27.07.2009 tarihli celsesinde davalı tanığı olarak dinlenen eldeki davanın davacısı Hatice’nin imzalı beyanında “davacı ablamdır davalılar ise kardeşlerimdir, babamın bir geliri yoktu. Yerlerini satarak geçiniyordu, yerlerini babam davalı kardeşlerime sattı, davalı kardeşlerimin durumları iyidir, babam bizlere yerimi siz alın satacağım diyordu. Bizler de yani ben dava konusu yerler o zaman değerli olmadığı için almak istemedim, kardeşlerimiz satın aldı. hatta babam bana yer de vermişti, ayrıca babam tüm malını satmadı, yine bizlere yer kaldı. Ben davalı kardeşlerimin babama para vererek yer satın aldıklarını iyi biliyorum, yani babam yerlerini kardeşlerime sattı, babam ayrıca bizler dışında başkalarına da çok yer sattı. Çünkü paraya ihtiyacı vardı” dediği ve bu beyanın mahkeme dışı ikrar niteliğinde olduğu ve tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde miras bırakanın davalılara yaptığı devirlerin muvazaalı ve mal kaçırma amaçlı olmayıp gerçek satış olduğu sonucuna varılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir….” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davacı ve müdahil davacıların davasının reddine karar verilmiştir.Karar, davacı vekili ve müdahil davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.-KARAR-Hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Davacı ve müdahil davacıların yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA,” 1. Hukuk Dairesi 2019/4295 E. , 2020/6705 K. “Taraflar arasında görülen davada;Davacı, miras bırakan babası …’nın eşinin vefatından sonra yalnızlık içine düştüğünü, bu halinden faydalanan davalı gelini …’nin … Noterliği’nin 12.08.2004 tarihli ve 4145 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile kendisini vekil tayin ettirdiğini, anılan vekaletname uyarınca miras bırakanın 5562 parsel sayılı taşınmazdaki ¼ payını … ’a, …’in de taşınmazı …’in eşi …’ye temlik ettiğini, 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca genel muvazaa hukuki sebebine dayalı olarak davanın açıldığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı …, … ve …, miras bırakanın vekaletname ve temlik tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunu, taşınmaz satıldıktan sonra miras bırakana bakabilmek için taşınmazı kiraladıklarını, taşınmazın satışa çıkarılması üzerine de …’nin emekli ikramiyesi ile taşınmazı satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuşlar; davalı … ise üvey annesi …’in anılan vekaletname ile şu anda kendilerinin oturdukları 3. kattaki daireyi babası …’nin yakın arkadaşı …’e devrettiğini, 10 ay sonra da taşınmazın babasına temlik edildiğini, …’in taşınmazda hiçbir zaman oturmadığını, her iki alım satımla ilgili tapu masraflarını da babasının ödediğini, bunu babasının kendisine söylediğini, bu davanın açılmasına sebebiyet vermediğini bildirmiştir. Mahkemece, vekaletnamenin mirasbırakanın iradesi dışında kullanıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı …, … ve … vekilinin istinafı üzerine …Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi tarafından istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.Karar, davalı …, … ve … vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.-KARAR-Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davalı …, … ve …’nun yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA,
Mirasçılık Belgesi Örnek Karar
Murisin vefatı ile birlikte tereke üzerinde hak sahibi olan mirasçılar bu durumu mirasçılık belgesi alarak ispatlayacaktır. Mirasçılık belgesinin iptali mümkündür. 14. Hukuk Dairesi 2020/1063 E. , 2020/8452 K. Dava, mirasçılık belgesinin iptali ve tapu iptali tescil, karşı dava ise mirasçılık belgesinin iptali talebine ilişkindir. Davacılar vekili, kök muris …’nin 21.07.2005’te evli ve çocuksuz öldüğünü, tarafların kök murisin bir kısım mirasçıları olduğunu, Şişli Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/1504-1705 E. K. sayılı mirasçılık belgesinde mirasçı olarak sadece kök muris …’nin eşi olan …’nin belirlendiğini, anılan verasete dayanılarak kök murise ait 13660 ada 18 parsel sayılı taşınmazda bulunan 1 ve 2 numaralı bağımsız bölümlerin davalıların murisi olan … adına intikal ettirildiği, yine murise ait 1103 ada 2 parsel sayılı taşınmazda bulunan 23 numaralı, 2012 ada 225 parselde bulunan 9 numaralı, 319 ada 1 parselde bulunan 32 numaralı bağımsız bölümlerin kök murisin ölümünden bir gün önce …’ye satış yoluyla devredildiğini, … 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/2165-2135 E. K. sayılı mirasçılık belgesine göre kendilerinin de mirasçı olduklarını belirterek, Şişli Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/1504-1705 E. K. sayılı mirasçılık belgesinin iptaline, kök murise ait olan anılan taşınmazlarda tapu iptaliyle tarafların mirasçılık belgeleri oranında adlarına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Cevap ve karşı dava dilekçesinde, kök murisin evli ve çocuksuz vefat ettiğini, 3. Zümre mirasçılarındaki büyük ana ve büyük babaların, büyük ana ve büyük babalardan birinin muristen önce ölmüş olması durumunda büyük ana ve büyük babaların çocuklarının sağ kalan eşle birlikte mirasçı olabileceğini, davacıların büyük ana ve büyük babaların torunları olduğunu, davacıların mirasçılık sıfatları olmadığından dava ehliyetlerinin bulunmadığını, intikal ve satışın hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddine, davacıların dayanağı olan, … 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/2165-2135 E. K. sayılı mirasçılık belgesinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davanın reddine, karşı davanın kabulüne … 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/2165- 2135 E.K. sayılı mirasçılık belgesinin iptaline, karar verilmiştir.Hükmü, davacı- karşı davalılar vekili temyiz etmiş, Dairemizin 09.12.2019 tarihli, 2016/19146 Esas, 2019/8398 Karar sayılı ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.Bir kısım davacı- karşı davalılar vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur.4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 29. maddesi hükmünde; bir kimsenin sağ veya ölü olduğunu veya belirli bir zamanda ya da başka bir kimsenin ölümünde sağ bulunduğunu ileri süren kimsenin iddiasını ispat etmek zorunda olduğu, TMK’nın 30. maddesinde doğum ve ölümün nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunabileceği, nüfus kütüklerinde kayıt bulunmaması veya bulunan kaydın doğru olmadığının anlaşılması halinde gerçek durumun her türlü delille kanıtlanabileceği açıklanmıştır. Hukukumuzda çekişmeli yargıya tabi davalarda “taraflarca hazırlama ilkesi” geçerlidir. Hakim tarafların talepleriyle bağlı olup talepte bulunan tarafın iddia ettiği olaylar ve ileri sürdüğü deliller ile yetinerek karar vermek zorundadır. Çekişmesiz yargıya tabi davalarda ise re’sen araştırma ilkesi egemendir. Hasımsız açılan ve çekişmesiz yargıya tabi olan davalarda verilen kararlar kesin hüküm teşkil etmediği gibi bu kararlar açılacak bir iptal davası sonucunda değiştirilebilir veya ortadan kaldırılabilir.Mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davada irs ilişkisi kural olarak nüfus kayıtları ile ispat olunur. Nüfus kayıtları belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herangi bir şekle tabi değildir. (TMK md.7) Hakim çekismesiz yargıda re’sen araştırma ilkesi uyarınca, davanın ispatı için gerekli bütün delillere başvurabilir. Mirasçılık belgesinin iptali halinde, hukuksal durumlarının etkilenmesi sözkonusu olabileceğinden iptali istenilen mirasçılık belgesinde hak sahibi olarak gösterilen kişilerle, davadan önce ölmüş ise bunların tüm mirasçılarının davada taraf olarak gösterilmesi, yine davalılardan herhangi birinin yargılamadan sonra ölmesi halinde de davanın mirasçılarına yönlendirilerek mirasçılar aleyhine sürdürülmesi, hükmün de mirasçı oldukları gösterilerek mirasçılar hakkında verilmesi gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.Somut olayda, dava mirasçılık belgesinin iptali, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece her talep hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmamış, tapu iptali ve tescil istemine ilişkin de yeterince gerekçe gösterilmeden davanın reddine yönelik hüküm verilmiştir. Tapu iptali ve tescil talebi, mirasçılık belgesindeki mirasçıların mirasçılığına ve paylarının iptaline bağlanmış olduğundan HMK’nin 167. maddesi gereğince davacıların tapu iptali ve tescil istemlerinin bu davadan ayrılarak yeni bir esasa kaydedilmesi ve tapu iptali ve tescil davasında HMK’nin 165. maddesi gereğince mirasçılık belgesinin iptali davasının sonucunun beklenilmesi gerekir. Karşı davada ise, iptali istenilen … 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/2165- 2135 E. K. sayılı mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen………..davada taraf olmadıkları anlaşılmaktadır. Adı geçen kişiler (öldüyse mirasçıları) davaya dahil edilmeli, bu şekilde taraf koşulu gerçekleştirildikten sonra davanın esasına girilmeli, taraflardan varsa başkaca da delilleri de sorulup saptanmalı, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece, taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenlerle hükmün bozulması gerekmiştir. 14. Hukuk Dairesi 2016/18879 E. , 2020/8391 K. “Dava, İİK’nun 121. maddesi uyarınca alınan yetki belgesine dayalı olarak alacaklı tarafından açılan ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.Davacı vekili, davalılardan …’in davacıya olan borcundan dolayı … 2. İcra Müdürlüğünün 2007/14584 Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, borçlunun elbirliği halinde paydaşı olduğu … İli, Merkez İlçesi, 1425 ada 3 parsel, 1426 ada 5 ve 7 parsel, 1427 ada 13 parsel, 1429 ada 5 parsel sayılı taşınmazlarda borçlunun hissesine alacak nedeniyle haciz konulduğunu ve icra mahkemesinden iş bu davayı açmak üzere yetki verildiğini belirterek dava konusu 5 adet taşınmazda ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu taşınmazlar üzerindeki ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verilmiştir. Paydaşlığın (ortaklığın) giderilmesi davaları, paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallarda paydaşlar (ortaklar) arasında mevcut birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan davalardır.Paydaşlığın giderilmesi davasını paydaşlardan biri veya birkaçı diğer paydaşlara karşı açar. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesi uyarınca davada bütün paydaşların yer alması zorunludur. Paydaşlardan veya ortaklardan birinin ölümü halinde alınacak mirasçılık belgesine göre mirasçılarının davaya katılmaları sağlandıktan sonra işin esasının incelenmesi gerekir. Somut olaya gelince; dosya içerisinde bulunan kayıt maliki … kızı …’in mirasçılarını gösterir İstanbul 17. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/105 Esas, 2012/609 Karar sayılı mirasçılık belgesi ile İstanbul 18. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/456 Esas, 2014/669 Karar sayılı mirasçılık belgesinin birbirinden farklı ve çelişkili olduğu görülmüştür. Mahkemece davacı vekiline anılan iki mirasçılık belgesi arasındaki çelişkinin giderilmesi için süre verilip bu çelişki giderilip taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, iki mirasçılık belgesi arasındaki çelişki giderilmeden eksik incelemeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş,”
Mirastan Feragatte Açılabilecek Davalar
Miras sözleşmesinden doğan davalar iki bölümde incelenir. Tenkis davası ve geri verme davasıdır. I. Tenkis Madde 573– Mirasbırakan, mirastan feragat eden mirasçıya, sağlığında terekenin tasarruf edilebilir kısmını aşan edimlerde bulunmuşsa; diğer mirasçılar bunun tenkisini isteyebilirler. Bu durumda, mirastan feragat edenin sadece saklı payını aşan miktar tenkise tâbi olur. Edimlerin değerlerinin mahsubu, mirasta denkleştirme kurallarına göre yapılır. Tenkis davasında, mirasbırakan feragat eden mirasçıya, sağlığında malvarlığının tasarruf edebileceği kısmını aşarak devirler yapmışsa diğer mirasçılar bu devirlerin hakları olan kısmın iadesi için dava açabilirler. II. Geri verme Madde 574– Mirastan feragat eden, tenkis sebebiyle terekeye bir malı veya diğer bir değeri geri vermekle yükümlü olursa; dilerse tenkise tâbi değeri geri verir, dilerse almış olduklarının tamamını terekeye geri vererek mirastan feragat etmemiş gibi paylaşmaya katılır. Mirastan feragat eden isterse tenkise tabi malın değerini geri verebilir ya da almış olduğu her şeyi iade erek feragat etmemiş gibi paylaşıma katılabilir.
Kasten Yaralama Nedeniyle Tazminat
YARALAMA NEDENİYLE TAZMİNAT DAVASI ESASLARI NELERDİR? Tazminat, haksız fiil nedeniyle kişilerin uğradığı maddi veya manevi zarar için isteyebileceği karşılıktır. Kişilerin haksız fiil nedeniyle kişilik haklarının ihlal edilmesi ve sonucunda maddi ya da manevi olarak zarara uğraması halinde tazminat davası ile uğranılan zararın karşılığı para olarak talep edilmektedir. Tazminat davası nedeniyle istisnalar haricinde fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, her halde 10 yıl içerisinde açılmalıdır. Maddi tazminat için dava açılacak kişinin kusuru ve kusur nedeniyle zarara uğradığı ispat edilmelidir. Maddi zarar için malvarlığındaki azalma ispatlamalıdır. Manevi tazminat için kişilerin uğramış olduğu haksız fiil nedeniyle kişilik haklarının zedelenmesi, üzüntü, elem duyması nedeniyle tazminat istenilmesidir ve Türk Borçlar Kanunu’nun 56- 58. maddelerinde düzenlenmiştir. 4. Hukuk Dairesi 2018/1905 E. , 2020/1558 K. “Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 21/05/2012 gününde adli yardım talepli olarak verilen dilekçe ile haksız eylem nedeni ile tazminat istenmesi üzerine adli yardım talebi kabul edilerek mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 13/06/2017 günlü karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; istinaf başvurusunun kısmen kabulüne vekalet ücreti yönünden hükmün düzeltilmesine, davanın kısmen kabulüne dair verilen 17/01/2018 günlü … Bölge Adliye Mahkemesi 4 Hukuk Dairesi kararının Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.2-Davacının temyiz itirazlarına gelince; Davacı vekili; tarafların bir süre imam nikahı ile birlikte yaşadıklarını, bu süreçte davalının davacıya defalarca fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığını, darp neticesinde burnunun kırıldığını, başının zarar gördüğünü ve vücudunun büyük bir bölümünde ekimoz oluştuğunu, başına aldığı darbeler sonrasında unutkanlık yaşamaya başladığını, eylemlerin birinin yeğeni yanında olduğu halde gerçekleştiğini ve bu durum nedeni ile manevi olarak büyük bir üzüntü duyduğunu, davalının kasten yaralama eylemleri nedeni ile yargılanarak ceza aldığını, davalının kamuoyunda yankı uyandıran … cinayetini hatırlatmak sureti ile kendisini tehdit ettiğini, yaşadığı korku ve endişe nedeni ile kadın sığınma evinde kaldığını, bu süreçte aile ve arkadaşları ile görüşemediğini, bir işte çalışamadığını, her daim korku içinde yaşadığını belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı vekili; davacı ile bir süre birlikte yaşadıklarını; ancak davacının hayasız hayat sürmesi nedeni ile ayrıldığını, davacıya şiddet uygulamadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece; ceza dosyası kapsamı ve alınan bilirkişi raporu benimsenerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükme karşı, davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur. Bölge adliye mahkemesince; davacı vekilinin sair istinaf taleplerinin reddine, vekalet ücretine yönelik istinaf başvurusunun kabulüne; ilk derece mahkemesi kararının düzeltilmesine karar verilmiş; kararı davacı vekili ve davalı temyiz etmiştir. Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi (Mülga 818 sayılı BK m.47) hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Somut olayda; dava konusu olayın gelişimi, davacının yaralanma dereceleri, tarafların konumu, olay tarihi ve sürecin devam etmesi düşünüldüğünde, hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı azdır. Bölge Adliye Mahkemesince, daha üst düzeyde manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.”
İşçinin İbraname İmzalaması
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi Türk Borçlar Kanunu 420. Maddesinde düzenlenmiştir. V. Ceza koşulu ve ibra MADDE 420- Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır. İbra sözleşmesi iş ilişkisinden doğmuş borçlar için düzenlenir. İş sözleşmesi veya iş kazasından doğan alacak bulunmalıdır. İbra belgesi işçi tarafından imzalanmalı ve borçluya verilmelidir. İbra sözleşmenin düzenlenmesi sırasında irade fesadına uğrayan kişi ibranın iptalini bir yıllık sürede isteyebilir. İrade fesadı iddiasında bulunan ispatla yükümlüdür. İbra sözleşmesine konu olan alacaklar; – Kıdem tazminatı– İhbar tazminatı– Fazla çalışma ücreti– Hafta tatili, genel tatil, ikramiye– Yıllık izin ücreti ve diğer işçilik alacakları,– İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat alacakları. İşçilik alacağı ibraname düzenlendiği sırada doğmuş ve çekişmesiz olmalıdır. İş sözleşmesi devam ederken düzenlenen ibra geçersizdir. Bu nedenle iş sözleşmesinin sona erdiği tarihin tespiti ibranın geçerliliği için önemlidir. İbra yazılı olarak yapılmalıdır. Yazılılık geçerlilik şartıdır. Taraflar ibra konusunda anlaşmış olmalıdırlar. Tüzel kişiler adına işveren temsilcisi ibra sözleşmesi düzenleyebilecektir. İbra sözleşmesinin düzenlenmesi ile iş sözleşmesinin sona erdiği tarih arasında bir aylık sürenin geçmiş olması zorunludur. Bir aylık sürenin geçmiş olması geçerlilik şartıdır. Ancak düzenlenen ibraname miktar içeriyorsa, içerdiği miktar yönünden makbuz yani ödeme hükmünde kabul edilmektedir. İbranamede yer alması gereken diğer zorun unsurlar alacak türü ve ödenen miktardır. Bu iki unsurdan birinin eksikliği kesin hükümsüzlük nedenidir. Ödemelerin ibranamede yazan tutara göre eksiksiz olarak banka yoluyla yapılması gereklidir. İşçilik alacaklarına dair yürütülen davalarda banka kayıtları talep edilmelidir.Yargıtay farklı tarihlerde verdiği kararlarda ibraname ile ilgili kabullerde bulunmuştur. Bu kabullerden bir kaçı şöyledir; -İbra sözleşmesi, niteliği gereği borcu kısmen veya tamamen sona erdiren bir sözleşmedir ve her aşamada ileri sürülebilir.-Tarih içermeyen ibranameye itibar edilemez.-Miktar içerse dahi işçi savunması ile çelişen ibranameye itibar edilmez.-İbranamede tanzim tarihinin bulunması zorunludur.-Genel ifadeler içeren ibraname geçersizdir.İş hukukunda uzman hukukçularla çalışmanız hak kayıplarına uğramamanız için önemlidir.
Hakaret Nedeniyle Tazminat Davası
Hakaret suçu kişilik haklarını ihlal eden eylemlerin başında gelmekle Türk Ceza Kanunun şerefe karşı suçlar bölümünde 125. Maddesinde düzenlenmiştir. Hakaret Madde 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…) (1) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır. Hakaret fiili, kişilik hakları içerisinde şeref ve haysiyet haklarına karşı işlenir. Eylem direk kişiye yönelik olabileceği gibi aile üyelerine yönelik söz ve hareketlerle işlenebilir. Devam eden eylemler için Medeni Kanun hükümlerine dayanarak önleme tedbirleri alınabilir. Sosyal medya yoluyla işlenen suçlarda hemen sonlandırılması için adli başvurular yapılmalıdır. Haksız saldırı nedeniyle uğranılan mağduriyetin giderilmesi veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayınlanması istemi de Türk Medeni Kanunu’nun 25/2. Maddesi uyarınca istenebilir. Hakaret eylemi nedeniyle kişilik haklarına saldırılan kişiler, maddi ve manevi tazminat davası açabilecektir. . Bu davanın yasal dayanakları Türk Borçlar Kanunu 58. Maddesi ve Medeni Kanunun 25/3.maddesidir. Türk Borçlar Kanunu 3. Kişilik hakkının zedelenmesi MADDE 58- Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. Türk Medeni Kanunu Madde 25- Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir. Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir. Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır. Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez. Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir.