Kıdem tazminatı işçiye şartlarını taşıması halinde işverence yapılan ödemedir. İşçi vefat etmişse mirasçılarına ödeme yapılır. Kıdem tazminatına hak kazanılabilmesi işçinin için işyerinde bir yıllık çalışması olması gerekir. Ancak işveren işçinin kıdem tazminatını engellemek için bir yıllık sürenin dolmasına kısa bir süre kala dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde iş sözleşmesini sona erdirirse kıdem tazminatı ile birlikte kötü niyet tazminatı da ödeyecektir. Kıdem süresi hesaplanırken işçinin işverene ait farklı işyerlerinde çalıştığı süreler dikkate alınır. Ödünç işçi olarak başka işverence çalıştırılmış olsa dahi ödünç veren asıl işverendeki çalışma süresine dahil edilir. İşveren işyerini devretmişse iş sözleşmesi sona erdirilmedikçe devirden etkilenmeyecek hesaba dahil edilecektir. Ancak bunun için devir sırasında iş sözleşmesinin devam etmelidir. Arada boşluk varsa her işveren kendi dönemindeki kıdem tazminatından sorumludur. İşyerinin el değiştirmesi halinde işlemiş olan kıdem tazminatından her iki işverende sorumludur. Devredenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren 2 yıldır ve kendi sorumluluğunda çalıştığı dönem ve ücret seviyesiyledir. Yeni işveren tüm kıdem tazminatını öderse eski işverene rücu edebilir. Kıdem tazminatı hesabında her yıl için 30 günlük ücret tutarı esas alınır. Kıdem tazminatına esas alınan ücret brüt ücrettir. Kıdem tazminatına uygulanacak faiz en yüksek mevduat faizidir. Mahkeme hak ediş tarihinden itibaren faize hükmeder. Kıdem tazminatında zamanaşımı süresi 5 yıldır. Kıdem tazminatı hesabında ücretsiz izinde geçen süre, çıraklıkta geçen süreler dahil edilmez.
KOD 29’un Düzeltilmesi Yargıtay Kararı
İşverenin işçinin çıkış kodunu kod 29 olarak bildirmesinin işçi açısından olumsuz sonuçları bulunmaktadır. İşten ayrılmasının gerçek nedeni yasada sayılan ve kod 29 olarak belirtilen haller değil ise işçi bu kodun değiştirilmesini talep edebilir. İşten çıkış kodunun değiştirilmesi ile birlikte işçilik haklarına sahip olacaktır. 9. Hukuk Dairesi 2017/15444 E. , 2020/1323 K. A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, davalılardan …-San Oto Yan. San. Ve Tic. Ltd. Şirketi’ne ait işyerinde işçi olarak çalışırken iş sözleşmesinin işverence haksız şekilde fesh edildiğini, kıdem ve ihbar tazminatının ödendiğini ancak SGK’ya işten çıkış kodu bildirilirken işverenin haksız feshine işaret eden “04” kodu yerine ” işverenin haklı feshi anlamındaki “29” kodunun bildirildiğini ayrıca iş sözleşmesinin fesh edildiği gün için de devamsızlık bildirimi yapıldığını, bu kayıtlara göre işsizlik ödeneğinden yararlanamadığını ileri sürerek, işten çıkış koduna yönelik kod ile eksik gün nedenine yönelik kodların düzeltilmesini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı… Oto Yan. San. ve Tic. Ltd. Şirketi vekili, davacının işyeri için uygun olmayan bir dönemde izin talebinde bulunduğunu, talebin reddi üzerine sağlık raporu alarak işe gelmediğini, bu durumun doğruluk ve bağlılığa uymayan davranış olarak değerlendirildiğini ve böyle bir personelle çalışmak istememesinin hukuka, yasaya ve iyi niyet kurallarına uygun bir davranış olduğunu, akabinde davacının 16/07/2013 tarihinde de işyerine gelmediği tespit edilerek aynı gün iş sözleşmesinin fesh edildiğini, müvekkilinin fesih gerekçesinin geçerli bir gerekçe olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, “Davalı taraf davacının işten ayrılış bildirgesinde işten ayrılış sebebi olarak kod – 29 (İşveren tarafından işçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile fesih) olarak bildirmiş ise de yargılama esnasında davacının 16/07/2013 tarihinde işe gelmediği, 16/07/2013 tarihinde gönderdiği ihtarname ile iş akdini 15/07/2013 tarihi mesai sonu itibari ile feshettiği, 16/07/2013 tarihinde çalışmadığı anlaşılmıştır. ” gerekçesi ile davanın kabulüne, karar verilmiş ve ” Davanın KABULÜ ile davacının iş akdinin 29 kod numaralı sebeplerden feshedilmediğinin ve davacının 16/07/2013 tarihinde çalışmadığının TESPİTİNE, iş akdinin 15/07/2013 tarihinde feshedildiğinin TESPİTİNE,” şeklinde hüküm kurulmuştur. E)Gerekçe: 2- Davacı, iş sözleşmesinin işverence haklı neden olmadan fesh edilerek tazminat ödemesi de yapılmasına rağmen, işverence SGK’ya çıkış kodunun hatalı bildirildiğini ve devamsızlığı olmamasına rağmen bu yönde bildirim yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürerek SGK kayıtlarının düzeltilmesi yönünde karar verilmesini istemiştir.Mahkemece karar gerekçesinde iş sözleşmesinin davalı feshinden önce davacı tarafça aleyhe görev değişikliği nedeni ile haklı olarak fesh edildiği açıklanmıştır. Ancak kararın hüküm kısmı bu kabul ve davacı talebine göre eksik oluşturulmuştur.Mahkemece öncelikle davacının SGK’ya işsizlik ödeneğine dair talebine yönelik tüm belgeler SGK’ dan temin edilerek dosya arasına alınmalı, ardından iş sözleşmesinin hangi tarafça fesh edildiği ve haklılık durumu ortaya konularak ve doğru çıkış kodu da gösterilerek hüküm kurulmalıdır.”
Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davası
Hakkında soruşturma ve/veya kovuşturma yürütülen kişiler tazminat gerektiren işlemler nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararlar için CMK m. 141/1 hükümlerine dayanarak devletten isteyebilirler. Koruma önlemleri nedeniyle tazminat istenebilmesinin şartları yasada belirlenmiştir. Yine bu tedbirlere maruz kalan kişi ruhsal yönden çektiği acı için manevi tazminat talep edebilir. Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Tazminat istemi Madde 141 – (1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan, c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan, d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen, e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen, f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen, i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen, k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan, Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler. (2) Birinci fıkranın (e) ve (f) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir. (3) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir. (4) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder. Yasada tazminat isteyemeyecek kişiler sayılmıştır. Tazminat isteyemeyecek kişiler Madde 144 – (1) Kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerden aşağıda belirtilenler tazminat isteyemezler: a) (Mülga: 11/4/2013-6459/18 md.) b) Tazminata hak kazanmadığı hâlde, sonradan yürürlüğe giren ve lehte düzenlemeler getiren kanun gereği, durumları tazminat istemeye uygun hâle dönüşenler. c) Genel veya özel af, şikâyetten vazgeçme, uzlaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilen veya kamu davası geçici olarak durdurulan veya kamu davası ertelenen veya düşürülenler. d) Kusur yeteneğinin bulunmaması nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilenler. e) Adlî makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar. Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında dava açma süresi karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren 3 ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen 1 yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir. Bu süre ceza davası sonrası tazminat davası zamanaşımı değil hak düşürücü süredir. Alanında uzman hukukçulardan destek almak hak kayıplarının önlenmesi için önemlidir.
İşçinin İstifası
Korona virüs ülkemizde pek çok iş alanını olumsuz etkilemiştir. Pek çok işletme bu süreçte ekonomik sıkıntı içine girmiştir. İşverenlerin ekonomik nedenlerle işçileri işten çıkarmasını engellemek için işten çıkarma yasağı getirilmiştir. İşten çıkarma yasağı ve ekonomik sebeplerin birleşmesi ile işverenler işçiyi kendileri işten çıkaramadığı için istifa etmesi halinde kıdem tazminatının ödeneceği vaadinde bulunmaktadır. Ancak istifa halinde işçi kıdem tazminatını alamayabileceği gibi, işe iade ve işsizlik ödeneği haklarını da yitirebilecek ve işverene ihbar tazminatı ödemek zorunda dahi kalabilecektir. İşçinin bu şekilde istifa etmeye ikna edilmesi halinde işçinin iradesinin fesada uğratıldığı kabul edilmektedir. İşverenin işçiye tazminatların derhal ödeneceği sözünü vermesi ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi alması halinde gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde işçi yasadan kaynaklanan alacaklarına hak kazanacaktır. 9. Hukuk Dairesi 2017/11833 E. , 2020/18730K “Dairemizce bu gibi hallerde feshin işverence gerçekleştirildiği, bununla birlikte işveren feshinin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD. 3.7.2007 gün 2007/14407 E, 2007/21552 K.). İstifa iradesinin bulunmadığına yönelik olarak irade fesadı iddiası tanık dahil her türlü delil ile ispatlanabilir. Somut olayda davacı iş akdini net ücretin düşük gösterildiğini, fazla mesailerin ödenmediğini, mobbing uygulandığını, çalışma koşullarının ağırlaştırıldığını bu nedenle iş akdini haklı neden ile feshettiğini iddia etmiş olup; davalı ise davacının istifa ederek iş akdini sonlandırdığını savunmuştur. Davacının dosyaya sunulan 17.07.2013 tarihli el yazılı istifa dilekçesinde “….. Çalışmakta olduğum şirketinizden özel nedenlerden dolayı 17.03.2013 tarihinden itibaren istifamın kabulünü arz ederim…” yazdığı, yargılama sırasında dinlenen tanıkların ise iş akdinin feshi konusunda beyanda bulunmadığı görülmektedir. Davacının imzası itiraza uğramayan istifa dilekçesindeki beyanı bağlayıcı olup bu belgenin baskıyla imzalatıldığına ve iradesinin fesada uğratıldığına dair dosyada iddia ve bilgi, belge bulunmaması nedeni ile iş akdinin feshine dair iddiaların ispatlanamadığı anlaşıldığından davacının kıdem tazminat talebinin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.”
Yaralama Fiili Nedeniyle Tazminat Davası
Yaralama suçu Türk Ceza Kanununda vücut dokunulmazlığına karşı suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Haksız fiil sonrası yaralanan kişiler bu yaralanma nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini için tazminat davası açabileceklerdir. Kasten yaralama Madde 86- (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (3) Kasten yaralama suçunun; a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı, b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Silahla, Canavarca hisle, İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında, (f) bendi bakımından ise bir kat artırılır. Hükmü ile yaralama suçu düzenlenmiş ve TCK 87. Madde ile neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine yer verilmiştir. Kişilerin uğradıkları haksız eylem nedeniyle açacakları tazminat davalarının alanında uzman hukukçularla yürütülmesi hak kayıplarını önleyecektir.
Araç Değer Kaybı Hesabında Bilirkişi Raporunda Dikkat Edilecek Hususlar
Kaza sonrası uğranılan zararların tespitinde davaya konu edilen her zarar kalemi kendi türü açısından dikkat edilmesi gereken hususlarla değerlendirilmelidir. Sonuçta meydana gelen gerçek zararlar tüm deliller birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir. Aksi halde Yargıtay eksik incelemeyle karar verilmesi halinde tespitlerin gerçek zararı ifade etmemesini bozma nedeni yapmaktadır. Mahkemece araç değer kaybında öncelikle değer hasar kaybı hesabı yapmada uzman makine mühendisi bilirkişiden rapor alınmalıdır. Değer kaybına dair bilirkişi raporunda ‘kaza nedeniyle oluşan hasarın nitelik ve niceliği, aracın modeli, markası, kaza tarihindeki yaşı, kilometresi gibi hususlar göz önünde bulundurularak, kaza tarihi itibariyle serbest piyasadaki 2. el piyasa rayiç değeri (hasarsız haliyle) ile aracın hasarı onarıldıktan sonraki haline göre serbest piyasadaki 2. el piyasa değeri arasındaki fark (aradaki farkın değer kaybı olarak kabul edilmesi)’hususları yer almalıdır. Bilirkişi raporu denetime elverişli, gerekçeli, ayrıntılı ve gerçek zararı ortaya koyar nitelikte olmalıdır. “Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davalı …, icra takibine itiraz etmediğinden, davacının bu davalı hakkındaki davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine; taraflar arasında düzenlenen KTT ile davacı aracında oluşan hasarların uyumlu olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen hükmün, davacı vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 20.11.2017 tarih, 2016/19368 Esas ve 2017/10768 Karar sayılı ilamı ile; “davaya konu edilen kazanın davalı sürücünün kabulünde olduğu, tanık beyanları, araçlardaki hasara ilişkin yükseklik farkının davacıya ait aracın kaldırımda olması nedeniyle olağan olduğundan, kazanın kaza tespit tutanağı içeriğine uygun biçimde gerçekleştiği ve zararın ZMSS teminatı kapsamında olduğu dikkate alınarak, davacıya ait araçta oluşan gerçek zarar yönünden tüm deliller birlikte değerlendirilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulmasının doğru görülmediği” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davalı … hakkındaki davanın hukuki yarar yokluğundan reddine; diğer davalılar hakkındaki davanın kısmen kabulü ile davalıların icra takibine itirazının 5.000,00 TL. asıl alacak yönünden iptaline ve takibin bu miktar üzerinden devamına, fazla isteğin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılmış olmasına ve delillerin takdirinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; daha önce temyize konu edilip kesinleşen yönlere ilişkin temyiz itirazlarının yeniden incelenmesinin mümkün olmamasına göre; davalı …Ş. vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. Dava, trafik kazası sonucu oluşan hasar bedeli, araç değer kaybı ve kazanç kaybı bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı …Ş, diğer davalı …’ye ait aracın trafik sigortacısı olup ZMSS poliçesi gereği, davacının aracında meydana gelen hasara ilişkin gerçek zarar miktarı ile sınırlı sorumludur. Kazanç kaybına ilişkin zararın, kazadan kaynaklanan dolaylı zarar mahiyetinde olduğu ve davalı trafik sigortacısının sadece doğrudan zararlardan sorumlu olduğu, bu zararın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ve poliçe özel şartları uyarınca teminat kapsamında bulunmadığı dikkate alınarak hüküm tesisi gerekirken, 800,00 TL’lik kazanç kaybından trafik sigortacısının sorumlu tutulması doğru olmamıştır. Mahkemece benimsenen 15.05.2014 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda, davacıya ait araçta 1.500,00 TL. değer kaybı olduğu kabul edilmiş ise de, mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda araç değer kaybı hesaplaması doğru yapılmamıştır. Eksik incelemeyle karar verilemez. Açıklanan vakıalar karşısında mahkemece; araç değer kaybı konusunda hesap yapmaya ehil makine mühendisi bilirkişiden, tüm dosya kapsamına göre; kaza nedeniyle oluşan hasarın nitelik ve niceliği, aracın modeli, markası, kaza tarihindeki yaşı, kilometresi gibi hususlar göz önünde bulundurularak, kaza tarihi itibariyle serbest piyasadaki 2. el piyasa rayiç değeri (hasarsız haliyle) ile aracın hasarı onarıldıktan sonraki haline göre serbest piyasadaki 2. el piyasa değeri arasındaki fark (aradaki farkın değer kaybı olarak kabul edilmesi) hususlarında, ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınıp, davalı … şirketinin sorumlu olduğu değer kaybının hüküm altına alınması gerekirken, yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.(Yargıtay 17.H.D. 2019/5555 E. , 2020/7040 K. , 16.11.2020 T.) Kaza sonrası araç değer kaybı taleplerinin alanında uzman hukukçularla yürütülmesi hak kayıplarını önleyecektir.
Kaza Sonrası Her Hasar Karşılanır Mı?
Kaza sonrası araç değer kaybıyla ilgili önemli bir husus ciddi kazalar sonucunda aracın durumunun belirlenmesidir. Ağır kaza sonrası araç onarılabilecek durumda ise araç değer kaybı talep edilebilecektir. Ancak perte ayrılacaksa değer kaybı talep edilemeyecektir. Kaza sonrası hasar görerek değer kaybına uğrayan araçlar TRAMER kayıtlarına hasarlı araç olarak kaydedilmekte ve meydana gelen değer kaybı talep halinde trafik sigortasından karşılanmaktadır. Değer kaybının tazminin talep edilmesi için öncelikle kazada kusursuz taraf olunmalıdır. Kazaya kusuruyla neden olan taraf bu tazminatı talep edememektedir. Kaza sonrası meydana gelen tüm zararlar talep edilememektedir. Örneğin; plastik tampon onarımı, cam, basit kaporta, jant, mekanik, elektrik ve döşeme aksamı onarımları,lastik, radyo gibi küçük onarımlar karşılanmamaktadır. Değer kaybı talebinde bulunmak için kaza tespit tutanağı ve değer kaybı talep edilen araca ilişkin hasar ekspertiz raporu ile hasar fotoğrafları, aracın ruhsat fotokopisi, sürücü belgesi hazırlanmalıdır. Bu belgeler tamamlandığında sigorta şirketine yazılı olarak başvuru yapılacaktır. Başvuru sigorta şirketinin internet sitesi üzerinden de yapılabilmektedir. Sigorta şirketi sunulan belgeleri de dikkate alarak gerekli hesaplamayı yapıp, çıkan değer kaybı tazminatını banka hesabına yatırmaktadır. Sigorta şirketi talebi karşılamaz ise veya talepten az ödeme yaparsa Sigorta Tahkim Komisyonu’na itiraz başvurusu yapılabilmektedir. Başvuru sürecinde alanında uzman hukukçulardan destek almak hak kayıplarını önleyecektir. “Bu durumda mahkemece Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyetinden seçilecek kusur ve araç hasarı konularında uzman bilirkişi kurulundan sulh ceza mahkemesi dosyasında dinlenen tanık beyanları, alınan bilirkişi raporları tesbit raporu hükme esas alınan rapor ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek kazanın meydana gelmesinden tarafların kusur durumlarının ve davacı taraf aracında davaya konu kaza sebebiyle oluşan davanın talebine konu hasarın davacı aracının pertinin mi, onarımının mı ekonomik olduğu pertinin uygun olması halinde olay tarihi itibariyle 2.el piyasa rayiç değerinin ve sovtaj değerinin tesbiti hususlarında diğer raporlarında irdelendiği denetime elverişli gerekçeli, ayrıntılı bir rapor alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu biçimde davacı tarafından tek taraflı olarak yaptırılan tesbit sonucu alınan raporu düzenleyen aynı bilirkişiden alınan rapora dayanılarak hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” (YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ 2012-6466 E.2013-826 K.)
Yargıtay’ın Araç Tamirinde Makul Süre Kabulü
Kaza sonrası araçta oluşan ve talebe konu olan zarar kalemlerinden biri aracın tamirinde geçen sürenin oluşturduğu zararın karşılanmasıdır. Aracın tamir süresi; servisin yoğunluğu, aracın hasarının fazla olması, değişecek parçanın teminin gecikmesi gibi farklı nedenlerle uzayabilmektedir. Özellikle kasko sözleşmelerinde kaskolu araçların önceden belirlenmiş servislerde tamir edilmesi düzenlenmektedir. Servislerin yoğunluğu nedeniyle tamirin uzun sürmesi veya farklı nedenlerle kısa sürede tamir yapılması ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Zararı karşılayacak olan tarafın kendisiyle illiyet bağı olmayan gecikmelerden sorumlu tutulması hukuka uygun görülmemiştir. Bu nedenle Yargıtay’ca tamir süresi için makul süre kavramını esas alınmıştır. Yargıtay aşağıda değindiğimiz içtihadı ile hasar gören aracın makul tamir süresinin belirlenmesinde ‘servise giriş-çıkış tarihleri’ arasındaki sürenin makul süre olmadığına karar vermiştir. “Kabule göre ise; aracın makul tamir süresinin belirlenmesi konusunda ek rapor alınıp, bu zarar kalemi yönünden değerlendirme yapılması gerektiği, Dairemizin önceki bozma ilamında belirtilmiş olmasına rağmen, aracın onarım için servise giriş- çıkış tarihleri arasındaki süreyi makul tamir süresi kabul ettikten sonra, bu sürenin 4 günlük bölümü için kazaya neden olan davalı gerçek kişilerin ve 12 günlük bölümü için kasko şirketi olan davalı …’nın sorumlu olduğu yönünde görüş bildiren yetersiz bilirkişi raporuna göre karar verildiği görülmektedir. Davacı aracının kazada oluşan hasarının nitelik ve niceliği de dikkate alınarak (kasko şirketinden ya da kasko şirketinin anlaşmalı servisi olan işletmenin eksiğinden kaynaklanan hususlar dikkate alınmadan) makul tamir süresi belirlemesinin yapılması için, farklı bir makine mühendisi bilirkişiden rapor alınıp (günlük kaybın 100,00 TL. olduğu hesapta esas alınıp) kazanç kaybı talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle hüküm tesisi doğru değildir. Yine, kabule göre; Dairemizin önceki bozma ilamında, davalı gerçek kişilerin, kaza nedeniyle doğrudan zarar gören emtia zararından (40 adet karpuz bedeli 132,00 TL’den) sorumlu olduğu açıkça vurgulanmış ve hüküm davalı gerçek kişiler yararına bu yönden bozulmuş, mahkemece de bozmaya uyulmuş olmasına rağmen; dolaylı biçimde zarar gören emtia da dahil biçimde belirlenen 1.515,00 TL’lik emtia zararından davalı … ve…’in sorumluluğuna hükmedilmesi, bozma ile oluşan usuli kazanılmış hakka aykırı olmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar … ve… vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bu davalılar lehine BOZULMASINA,” (Yargıtay 17.H.D. 2019/2260 E. ,2020/5521 K. , 13.10.2020 T.) Yargıtay ilgili dairesi görüldüğü üzere makul sürenin tespitinde servise giriş-çıkış tarihlerinin esas alınmasının tek başına yeterli olmadığı, işletmenin eksikliğinden kaynaklanan hususlardan davalıların sorumlu tutulamayacağı, makul tamir süresinin belirlenebilmesi için makine mühendisi bilirkişiden rapor alınması gerektiğine karar vermiştir. Kaza sonrası talep edilecek kalemler arasında mevcut tamir süresi hesabında bu hususlara dikkat edilmelidir. Alanında uzman hukukçularla sürecin yürütülmesi hak kayıplarını önlenmesinde etkili olacaktır.
Araç Değer Kaybı
Araç değer kaybı, trafik kazası sonrasında hasar gören aracın ikinci el piyasasında değer kaybetmesi olarak tanımlanır. Kaza sonrasında tamir edilen araç, kusursuz bir onarım ve yapılanma geçirse dahi aracın ikinci el satışındaki değeri kaza öncesi belirlenen fiyattan daha düşük olmaktadır. Araçtaki hasar oranı ne kadar büyükse araç değerinde düşüş o kadar büyük olacaktır. Tamir sürecinde orijinal parçalar da tercih edilse de araç kayıtlara kaza nedeniyle kusurlu olarak kaydedilmektedir. Araç değer kaybı hesaplaması yapılırken dikkate alınan değişkenler mevcuttur. Aracın üretim yılı, hasar geçmişi, kilometresi, markası, modeli, trafiğe çıkışı, kaza geçmişi, onarım bilgileri ve piyasa değeri gibi değişkenlerin hesaplama sürecinde dikkate alınır. Araç değer kaybı talebi kaza tarihinden itibaren 2 yıl içinde yapılmalıdır. Zamanaşımı süresinin kesilmesi için zararın karşılanması başvurusu en kısa sürede yapılmalıdır. Kaza sonrası ortaya çıkan zararların karşılanması için kazanın meydana gelmesinde kusurlu olan taraf ve sigortaya (zorunlu trafik sigortası ve kaskoya) başvuru yapılabilecektir. Zorunlu trafik poliçesi, tüm sürücülerin koruma altına alarak manevi veya maddi kaybın karşılanmasını üstlenir. Ancak birden fazla aracın kazaya karışması durumunda zorunlu trafik sigortası kusursuz veya az kusurlu sürücüye ödeme yapmaktadır. Trafik sigortası sadece araçtaki dış etkenli hasarları karşılamaktadır. Zorunlu trafik sigortası yoksa hasarın karşılanmasını kusurlu kişi/kişilerden doğrudan talep edilebilecektir. Kasko ise araçta meydana gelen tüm hasarın ve zararın karşılanmasını üstlenmektedir. Kazada kusurlu bulunan sürücülerin mal ve can güvenliği kasko sigortasıyla teminat altına alınır. Kaza sonrası düzenlenen eksper ve hasar tespit tutanağı ile kazanın bilgileri, kusurlu olan taraf ve meydana gelen zararlar belirlenmektedir. Değer kaybı başvurusu yapılabilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi gerekir. Öncelikle kazaya neden olan taraf değer kaybı talebinde bulunamayacaktır. Başvuru 2 yıllık süre içinde yapılmalıdır. Sigorta şirketince değer kaybı talebinin karşılanmaması halinde Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru yapılacaktır.Değer kaybı için başvuru yapıldığında, hasar tespit tutanağı, servis raporu, ekspertizden alınan belge, sigorta poliçesi, tanık olarak gösterilecek kişilerin listesi ve kaza sonrasında çekilen fotoğrafları ilgili şirkete iletmesi gereklidir. Aracınız kazaya karışmış ise hak kaybına uğranılmaması için doğru ve gerekli belgeler ve hesaplamalarla sigorta şirketine başvuruda bulunulması gerekmektedir. Başvurucu sürecinde sürelerin önemi, gerekli bilgi ve belgelerin hazırlanması ve karşı tarafın genellikle büyük sigorta şirketleri olması nedeniyle alanında uzman hukukçular ile sürecin yürütülmesi hak kayıplarını engelleyecektir. Başarı Danışmanlık Ofisi olarak; uzman ekibimiz ile trafik kazaları sonrası aracınızda oluşan değer kaybına başvuru ve değer kaybı tazminatını en kısa sürede geri alma konusunda destek ve hizmet vermekteyiz.
Doktor Hatası Tazminat Davaları
Malpraktis olarak adlandırılan sağlık hizmetlerinden yararların kişilerin tıbbi uygulama hataları nedeniyle uğradıkları zararlar nedeniyle maddi ve manevi tazminat talep ettikleri dava türüdür. Hatalı tıbbi uygulamalar nedeniyle tazminata hükmedilebilmesi için bulunması gereken şartlar şunlardır. 1-İdarenin ilgiliye yönelik hizmetinin olması 2-Hizmet verilmesi ile zarar meydana gelmesi 3-Hizmet eylemi ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağının bulunması 4-Hizmetin yürütülmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunmasıdır. Türk Tabipler Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 13. maddesinde; tıp biliminin standartlarına ve tecrübelerine göre gerekli özeninin bulunmadığı ve bu nedenle de olaya uygun görünmeyen her türlü hekim müdahalesi uygulama hatası malpraktis olarak tanımlanmıştır. Bu tanımda geçen tıbbi standart kavramını Yargıtay “tıp ilminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları” olarak açıklamaktadır. Tıbbi standart ihlalinin teşhis, tedavi, (endiksiyon eksikliği, yanlış tedavi yöntemi ), müdahale sonrası bakım yönetimi gibi değişik şekillerde gerçekleşebileceği kabul edilmiştir. Tecrübelere göre özen yükümlülüğü konusunda yani hukuksal sorumlulukta tecrübeli uzman hekim kriter olarak kabul edilmektedir. Hekimin özen yükümlüğünün ihlali üç alanda yoğun olduğu kabul edilmektedir. a)Hastanın tedavisinde, (teşhis, endiksiyon, tıbbi tedbirin seçimi, seçilen tedbirin uygulanması, cerrahi işlemeler) b)Hastanın aydınlatılması, anamnez (hasta öyküsü), c)Klinik organizasyon (personel niteliği ve sayısı, hekimlerin birbirleriyle işbirliği) Yargıtay, tazminat sorumluluğunu belirlerken özen borcuna dayalı kısmını vekillik sözleşmesi olduğunu kabul ederek değerlendirme yapmaktadır. 13. Hukuk Dairesi 2018/5998 Esas, 2020/294 Karar ve 20/01/2020 tarihli kararı ile; “Dava, davalı hastane ve davalı doktorun özen yükümlülüğüne aykırı davranması iddiası nedeniyle istenilen maddi ve manevi tazminata ilişkindir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (TBK 502.506). Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK 510maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı … kuruluşları için de geçerlidir.” 13. Hukuk Dairesi 2017/3767 Esas, 2020/2662 Karar ve 25/02/2020 tarihli kararı ile; “Dava, davalı hastane ve davalı doktorun özen yükümlülüğüne aykırı davranması iddiası nedeniyle istenilen maddi – manevi tazminata ilişkindir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır.(BK 386-390)(TBK 502.506) Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md)(TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1(TBK 510) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı … kuruluşları için de geçerlidir.” Yargıtay ilgili dairesinin diğer içtihatları ve örnek olarak verilen her iki içtihat ile vekil olan hekimin özenle davranmak zorunda olduğu ve en hafif kusurundan bile sorumluluğunun doğacağı kabul edilmektedir. Tazminat davalarında özen sorumluluğunun tam olarak ifa edilip edilmediğinin tespiti için uzman bilirkişilerden rapor alınmaktadır. Yargılama aşamasında alınan raporların yeterliliği pek çok karar için bozma nedeni olmuştur. 13. Hukuk Dairesi 2018/5998 Esas, 2020/294 Karar ve 20/01/2020 tarihli kararı ile; “Bilirkişi; doktorun uygulanacak tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiğini, doktor tarafından uygulanan tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır. Bu bağlamda mahkemece, hükme esas alınan rapor; hüküm kurmaya elverişli olmayıp, mahkemenin yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak vardığı sonuç tarafların iddia ve itirazlarını karşılar şekilde gerekçeyi içermemektedir. O halde, mahkemece; üniversiteden, davacının itirazları karşılayan, konusunda uzman, akademik kariyere sahip 3 kişilik (kadın hastalıkları doğum uzmanı-genel cerrah ve dahiliye uzmanı) bulunan bilirkişi kurulundan, davalıların gerekli özen ve dikkati gösterip göstermediği, yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığı hususlarını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece, değinilen bu yön gözardı edilerek, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” 13. Hukuk Dairesi 2017/3767 Esas, 2020/2662 Karar ve 25/02/2020 tarihli kararı ile “Mahkemece, davacıların rapora itirazları karşılanmadan hüküm tesis edilmiştir. O halde, Mahkemece; üniversitelerin ana bilim davalından, davacıların itirazlarını karşılayan, konusunda uzman, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, davalıların teşhis ve tedavide gerekli özen ve dikkate gösterip göstermediği, hastanın takibinin tıp kurallarına uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığı hususlarını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece, değinilen bu yön gözardı edilerek eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” Yargıtay 13. Hukuk Dairesi diğer tüm benzer kararlarında ve yeni tarihli bu içtihatlarında tıbbi hata ile ilgili alınacak